Gerçekten de öyledir; “Hoca Vehbi Efendi”ler “yüz” yıldan bu yana hiç tükenmediler, yok olmadılar; çünkü yeniden ürüyorlar, üstelik bir öncekini aratırcasına.
“Hoca” oluşları, genellikle,“medrese”de ders veren “müderris”-bir bakıma günümüzün üniversite hocaları gibi görülmüş- olmalarındandı.
“92” yıl önce açılan “Büyük Millet Meclisi”nde yer alan bu “tür hoca efendiler”; ya seçim bölgelerinden seçilip gelmişlerdi ya da İstanbul’daki“Osmanlı Mebusan Meclisi”nden gelenlerdi.
Bu ikincilerin, çoğunlukla, dönemin“emperyalist gücü” olan İngiltere ile bir bağlamda -az veya çok- ilişkileri olduğu bilinen bir gerçektir; bu durumları Cumhuriyet tarihimizde belgeleriyle yer alır.
Dolaysiyle “1923 Devrimi”ni oluşturan aşamaların, dönüm noktalarının “bayram”laştırılarak “halk” tarafından gösterilerle sokaklarda, meydanlarda coşkulu kalabalıklarla kutlanmasının gereği olmadığını ileri sürmüşlerdir hep.
“İlk Meclis”in Hoca Vehbi Efendi’si de, İstanbul’dan gelenlerdendir. Kendisinin İngilizler tarafındanAnkara’ya “treni mahsusa” ile gönderildiği konusu, zaman zaman Meclis’te tartışmalara neden olur.
Nitekim, “BMM”nin “1. yılı”nı doldurduğu “23 Nisan 1921” günkü toplantısında yine böyle bir tartışma yaşanacaktır; çünkü bu oturumun gündeminde, “halk”ın devamlı olarak anımsayıp kutlaması için, “23 Nisan”gününün “bayram” olmasını isteyen“yasa önerisi” vardır.
Oturum açıldığında ilk konuşan, Konya Milletvekili Hoca Vehbi Efendiolur. Ona göre: “Böyle bayramlar milletin kalbinden doğar. Bunu dışarıya vuran gösteriler, toplantılar yapmakla bayram olmaz. Bu tür coşkulu gösteriler geçicidir. (...) Milletin manevi gücünü yükseltmek istiyorsak, onun ‘dini inancı’nı yükseltmenin çaresine bakalım. (...) Bayramlar ve gösteriler hiçbir şey yapmaz! Rica ederim, böyle bir‘kanun’a ne ihtiyaç vardır?” (23 Nisan 1337; 24. İçtima)
Kuşkusuz Meclis karışır. “Eğer sizin fikrinizi bu millet taşımış olsaydı, bu Meclis toplanamazdı!” yanıtıyla başlayan tepkiler, “Sizi buraya gönderen İngilizlerdi. Siz buraya kendiliğinizden gelmediniz!” gibi konuşmalara uzanan tartışmalardan, görüşmelerden sonra oylamaya geçilir ve yasa alkışlarla kabul edilir.
“Yasa”, iki maddeliktir; birinci maddeye göre “23 Nisan” artık“ulusal bayram”dır. İkinci maddeye göre de yasayı “uygulama”; “Büyük Millet Meclisi”nin görevidir.
“91” yıl önce, “ulusal” bir “bayram”olacağını düşünmek bir “medrese müderrisi”, bir “hoca efendi” için zordu; hele bu bayramı “halk”ın coşkuyla katılacağı gösterilerle, toplantılarla “kutlama”sını kabullenmek belki daha da zordu.
Oysa “Ulusal Bayram”ın anlamı buydu; “1921”in Meclis’i (BMM) işte bu “zor”u yenmişti.
O gün dersini alan Hoca Vehbi Efendi, “91” yıl sonra bu Meclis’te (TBMM); kendisi gibi “medrese kafalı” kimi müderris “Prof.”ların yer alacağını sanırım düşünemezdi.
Ayrıca, İngiltere’nin “emperyalizm”in liderliğini artık “ABD”ye kaptırdığını anlardı da; İngilizlerin oyuncağı olan Halife Sultan’ın ve Hükümeti’nin yerini, bugün “ABD”nin kucağına oturan bir iktidarın aldığını anlamakta da zorlanırdı; hele bu iktidarın başının, “Başbakan”ın, “ABD”tarafından tepe tepe“kullanılma”sının yalvar yakar istenmesine o bile dayanamazdı diye düşünmekten de insan kendini alamıyor.
Çünkü “91” yıl önceki o Meclis oturumunda; “emperyalizm”in başta İngiltere olmak üzere “emperyalist güçler”in ağır bir biçemle (üslup) eleştirilmesi, kınanması karşısında;Hoca Vehbi Efendi söylediklerine sanki pişman olmuş gibi susmuş; oturumun sonuna dek bir daha konuşmamıştı.
Ama yine de “91” yıl sonra; bir müderris meslektaşının yani bir“Prof.”un, kendisi gibi bir milletvekili, üstelik de hükümetin bir üyesi olarak, “Ulusal Bayramlar”ın“halksız” kutlanması için ortaya atılmasına “için için” sevindiği söylenebilir.
Üstelik Hoca Vehbi Efendi’nin sevinci bu kadarla da sınırlı kalmıyacakdı; kendisinin bu tür bayramlarda, “milletin dini inancını yükseltme” isteği de dört dörtlük olarak yerine getirildi.
“23 Nisan Ulusal Egemenlik Haftası”;“Kutlu Doğum Haftası” olarak kutlandı; bundan sonra da hep böyle kutlanacak.
İlköğretim öğrencileri arasında; Kuran, Fethullah Hoca Efendi’nin“Sonsuz Nur” (Risalei Nur) kitabını okuma yarışları yapıldı; kazanan “9-10” yaşında çocuklar Arabistan’a“Umre”ye götürülüyor; böylece yeni“Dindar Gençlik”in tohumları atılıyor.
Bundan böyle, ilköğretim çocuklarına“Arapça” öğretilip, yıl boyunca Kuran okutulacak, bir tür çocuk “hafız”lar yetiştirilecek vö’ler...
Bu kadarını ne Hoca Vehbi Efendi ne de İskilipli Atıf Hoca yapabilirdi.
Sağ olsaydılar elleriyle “tahtırevan”yapıp bu müderris “Prof.”u taşıyarak,“Hac”ca götürüp getirirlerdi...
Gençliği “Hikmetyar Efendi”nin “diz dibi” eğitimiyle yoğrulmuş bir“Başbakan”dan ve “Cumhuriyet’inlaiklik gibi temel ilkelerinin dahaMüslüman bir yapıya devretmesi”gerektiğine kendini adamış -dolaysiyle- müderris bir “Prof. Bakan”dan, başka ne beklenebilir ki...
Buna karşın, Atatürk’ün “Laik Cumhuriyet”i emanet ettiği“GENÇLER”, bayramlarını, “19 Mayıs” günü, Atatürk’ün istediği gibi kutlayacaklardır; “biz”lerin de katkısıyla. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder