Bir siyasetçi neden halkının dini ile ilgili olur ve neden aynı dinden olmasını arzular ki? Bu kritik sorunun yanıtını düşünerek, halkını “dindar”yapma çabası içindeki siyasilerin ne amaç güttüğünü, halklara“Allah rızası için”(!) din yolunu açmaya çalıştığını iddia eden gönüllü(!) gafillerin ise ne şekilde siyasetçinin amacına girdiğini rahatlıkla görürüz.
Dünya bir barut fıçısına dönme arifesinde iken Türkiye’nin laiklikten uzaklaştırılarak dinsel bir atmosfere çekilmesi, eğer egemen emperyalist güçlerin olağanüstü beceri ve başarısı değilse, iç siyasetin yönetsel basiretsizliğini perdeleme aracı olduğu kadar, iç ve dış siyaset açısından da gelecek dönemlere ait ciddi ve vahim öngörüsüzlüğüdür! Bir yandan geçmişte Ortaçağ karanlığının hafızalardan silinmemiş izleri duruyorken, diğer yandan da günümüzün dindar uygulamalarının taze görüntüleri yaşanıyorken, böylesi bir yola heveslenmek hem iç siyaset, hem de dış siyaset açısından fevkalade riskli bir açılım gibi görülmelidir.
Laiklik, her şeyden önce, bireyin dindarlık anlayışını kurcalamadığı ve herkesi inanç alanında serbest bıraktığı için, bu alanda toplumsal farklılaşma ve çatışmaları önlediğinden dolayı siyasilerin ilgi alanı odağında olması bir yana, toplumsal sükûn için siyasilerin özellikle koruması gereken bir kuraldır. Bunun tersi ise, bazı ülkelerde görüldüğü gibi, böyle bir serbestîye izin vermez, toplumsal farklılıkları baskılar ve anti-demokratik yönetim biçimini din adına meşrulaştırmaya çalışarak itaate hazır kitleler yaratır. Öylesine itaate hazır kitleler istenmektedir ki, liderin ya da imamın ağzından çıkacak her komutu hikmet olarak algılayarak, tereddütsüz ve sorgulamadan uyulması gereken kural olarak kabul etsin ve bu kuralla amel etsin! Böylesine diktatöryel ve faşizan düşünüş ve yaşam biçimine yöneliş, yönelirken olduğu kadar, sistemin oturtulduğu düşünülen aşamada da ciddi toplumsal çatışmalara gebedir. Fransa’da son yasayı Anayasa Konseyi'ne götürmeye hazırlanan parlamenterler arasında bizzat Sarkozy’nin partisi mensuplarının da bulunduğunu basından öğrenince şöyle bir düşündüm, bizde hangi parti grubunda başkanın bir önerisine herhangi bir parlamenter ya da parti mensubu karşı çıksın! Haddine mi! İleri demokrasi söylemini dilimize dolamanın nedeni böylece anlaşılıyor; bireyler yapamadıklarını, özellikle de yapmak istemediklerini dillerine düşürerek halkları kandırırlar!
Bu sorunu analiz edebilmek adına, başta ABD olmak üzere emperyalistlerin bir yandan radikal İslâm’a karşı derin korku yaşarken, diğer yandan da dünyada dinler arasında diyalog söylem ve projelerinin bir arada ele alınması bağlamında siyasilerin kulağına nasıl bir kar suyu kaçmış olduğunun çözümlenmesi ilginç olabilir.
Kapitalizm içine girdiği derin krizden çıkabilmek için teknolojik atılımını güçlendirirken de, sömürü ağını genişletip derinleştirerek yoksulluğu yaygınlaştırmaya çalışarak de ek yaşam süresini uzatırken, aynı zamanda da hasım kütlesini yaygınlaştırmaktadır. Bu durumun üzerine savaş vb gibi politik şiddetle gidilebileceği gibi, sorunun daha suhuletle çözümü kitleleri pasifsize etmekle de bir dereceye kadar sağlanabilir.
Prof. Dr. İzzettin Önder
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder