14 Şub 2012

PKK/BDP’den Amerikan askerine dâvetiye


PKK’nin yasal örgütü olduğunu gizlemeyen BDP, Uludere olayı için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurdu. Başvuruda, TSK’nin “savaş suçlusu” olarak yargılanması talep ediliyor 
Yaptırım gücü: Amerikan ordusu
Bu başvurunun Amerikan askerinin Türkiye topraklarına davet edilmesi için “hukukî” zemin yaratmak anlamına geldiğini, kuşkusuz herkes biliyor. Çünkü “Uluslararası Ceza Mahkemesi” dedikleri emperyalist yargılamanın yaptırım gücü, ABD ordusudur.
Amerikancı cephede ne ses var ne de nefes
Ne var ki, ABD’nin BOP Eşbaşkanlığı’ndan her marka piyon milliyetçilere kadar uzanan Amerikan cephesinden tek bir ses çıkmıyor. En “milliyetçi” MHP ve BBP’den başlayalım. Yarım yüzyıllık NATOcu gelenekleri ve Amerikancı pratikleri, artık açmaza girmiştir. Amerikan askerini davet eden PKK ile aynı uluslararası camiada müttefik konumundadırlar. NATO’ya bağlılık yeminlerine devam ederek, durumu nasıl idare edebilecekleri merak konusudur.
Silivri’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi
CHP’nin vaziyeti de, MHP’den farklı değildir. Amerikan askerinin çağrılmasına en küçük itiraz yükseltmeyenler, “Darbeciler temizlensin” sloganıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Silivri’ye ithal edilmesine zaten destek vermişlerdir.
Türkiye bugün PKK’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi ile Silivri’deki Özel Görevli Mahkemelerin yetki ve görevlerinin birbirine karıştığı bir sürece girmiş bulunmaktadır. 26 Ocak 2012 Perşembe günü Gizli Tanık Kıskaç’ın 2 saatlik ifadesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin provası mahiyetindeydi. Küresel yargılamanın perdesi Silivri’de açılmış olmaktadır.
Pensilvanya, uluslararası ihanetin merkezi olarak, çıkmazın da merkezidir.

En şaşkın suskunlar
Bu yeni süreçte en şaşkın suskunluk, ayrılıkçı milliyetçiliğin kuyruğuna takılan “sosyalistlerimiz” arasındadır. Hayat, onları sürekli kaçtıkları gerçekle yüz yüze getirmiştir. Önlerinde ABD askerini Türkiye’ye çağırmak ile emperyalizme karşı mücadele seçenekleri, onları karara zorluyor. Artık kendilerini ihanete sürükleyen çizgilerini, “Enternasyonalizm” gibi örtülerin altına gizleyemeyecekleri bir yol ayrımına gelmişlerdir.
Dayatan gerçekler
Türkiye’nin sağda veya solda olduğunu söyleyen bütün siyasal güçleri artık, ancak şu gerçekleri kabul ederek siyaset yapabilirler:
ABD, Türkiye’yi bölmektedir.
PKK, ABD’nin stratejik piyonudur. Şurada şu sloganı bağırmış, orada şu beyanatı vermiş, bunların kıymeti harbisi yoktur. PKK, bütün stratejisini, en sonunda ABD askerini Türkiye’ye getirme hedefine bağlamıştır. Çünkü bölmenin, biricik gerçekçi formülü budur. Ve PKK içinde şu an, birlikten yana bir hizip gözükmüyor. Aydınlık yazarı Deniz Hakan’ın hemen benimsediğim adlandırmasıyla “Barzanistan”, ABD ve PKK’nin ortak üsleridir. Barzani ile PKK’yi aynı cephede birleştiren güç, ABD’dir ve PKK ile Barzani arasında ciddi ayrılıklar beklemek, gerçekçi değildir. Çünkü her ikisi de ABD’siz yapamazlar; hatta varlıklarını bile sürdüremezler.
Türkiye, fazla zaman kaybetmeden ABD’ye yüzünü dönmez ve bölgedeki doğal müttefikleri İran, Irak ve Suriye ile işbirliğine gitmez ise ve cephe gerisindeki Rusya, Çin, Hindistan derinliğini değerlendirmez ise, ABD ile zorun kullanıldığı bir hesaplaşma kaçınılmazdır. Türkiye’nin böyle kararlı bir tavır alması, ABD’yi caydırabilecek biricik seçenektir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini düzeltebilecek ve normalleştirebilecek seçenek de buradadır.
ABD ve İsrail’in bölge ülkelerine karşı savaş cephesinde yer alacak bir Türkiye, bu hengâmede kaosa sürüklenir.
Türkiye ya devrimle milli bir hükümet kurarak, ABD planlarını göğüsler; ya da sürüklendiği kaostan devrim yaparak çıkar.
İsterlerse uzaydan asker çağırsınlar
Birinci seçenek, daha az sancılı yoldan, ikincisi çok ağır faturalar ödeyerek devrime gider.

Türkiye, bu süreçten öyle veya böyle Kemalist Devrimini yenileyerek ve tamamlayarak çıkacaktır.
Bu nedenle Amerikan askerini çağıranlar ve içteki müttefikleri, isterlerse uzaydan asker çağırsınlar, devrimi önleyemeyeceklerdir

 (Aydınlık, 28 Ocak 2012).

Hiç yorum yok: