27 Eyl 2011

MANZARA-İ UMUMİYE


Yazılarımda sık sık “manzara-i umumiye” başlığını kullanırım. Bu başlıkla yazılmış yazılarımda 2 amacım vardır:
1)Resmin tümünü bir arada görmek.
2)Bağımsız gibi gözüken olguları birleştirmek.
Birleştirme işleminden ortak bir anlam çıkabileceği gibi pekala bir “zırva” da deşifre edilebilir.
Bu yazıda Türkiye’nin Eylül 2011 itibari ile genel manzarasını çıkarmak istiyorum.
Kanaatime göre:
 İç de dış olayları birleştirince ortaya sadece ve sadece bir kakafoni çıkıyor!
 Ne demek istiyorum?
 Dünyada aklı başında insanlar tarafından yönetilen ülkelerdehuzur ve refahı temin edebilmek amacı ile hedef:
 “Yurtta sulh, cihanda sulhtur!”
 Demokrasilerde siyasi iktidarların amacı hem dışarıda, hem içerideharbe/darbe/itiş kakışa engel olmak, vatandaşlarının uyum içinde yaşamasını temin etmek, komşu ve etkin ülkeler ile iyi ilişkiler kurmaktır.
 Siyasi lider çıkardığı kavga ile değil, temin ettiği huzur ile büyür!
 Ahmet Davutoğlu da bu huzur siyasetine “komşu ülkeler ile sıfır sorun” şiarı ile katkıda bulunmaya kalkmıştır.
 Ama içte ve dışta manzara-i umumiye huzur görüntüsünden çok uzak.
 “Yurtta harp, cihanda harp!”
  Dış politikada:
 1)Suriye’ye küstük! Komşuda yönetimin değişmesini artık açıkça istiyoruz. Komşunun iç işlerine karışmak haddimiz midir, değilmidir umursamıyoruz. Libya’da da aynı işi yaptık.
 2)İran’a karşı ise İsrail’i korumak amacı ile kalkan olduk. İran artık bizi açıkça iki yüzlülükle suçluyor. Çin ve Rusya ile (tersten) füze kalkanı arayışına giriyor.
 3)Yurdumuzu siper ettiğimiz İsrail ile aynı zamanda da karakolluk olmuş vaziyetteyiz.
 4)Suriye’de Sunni Müslüman Kardeşler iktidar olsun istiyoruz. Ama Mısır’daki Müslüman Kardeşler bize açıkça gıcık. Biz de onlardan haz etmiyoruz. Zira, kardeşimiz ABD onları hiç sevmiyor. Zaten tarihi dost İran ile de, epey direndikten sonra, yine kardeşimiz tarafından merdiven altına çekilince, bozuştuk.
 5)Güney Kıbrıs ile İsrail Akdeniz’de ortaklaşa petrol arıyor. Biz Piri Reis Gemisi ile mukabelede bulunuyoruz. Ancak, KKTC ile yaptığımız anlaşma uluslararası zeminde geçersiz. Zira, KKTC tanınan bir devlet değil. Öte yanda Karadeniz ve Akdeniz’de sularımıza çok yakın denizlerde sürdürülen sondaj faaliyetlerinden zerre kadar rahatsız değiliz. Biz sadece İsrail ve Rumlara bozuk atmaktan keyif alıyoruz.
 6)Piri Reis gemisi nerede ise adını aldığı Piri Reis kadar ihtiyar. Doğru dürüst sondaj yapacak takati yok. Maazallah, savaş çıksa, Genel Kurmay’da savaşı yönetecek amiral/komutan da yok. Hemen hepsi içeride. Türk halkı hariç yedi düvel de durumun farkında.
 7)BM’de bütün devletlere akıl vermekten ise imtina etmiyoruz.
  Dönelim iç politikaya:
 1)Kürt meselesi ateşte kaynıyor. Her gün şehit haberleri ile yatıp kalkıyoruz.
 2)PKK ile hem müzakere yapıyoruz, hem de savaşıyoruz.
 3)PKK’ya siyaset yap diyoruz. PKK’nın siyasete soyunan kanadı KCKüyelerini ise habire tutukluyoruz.
 4)Tutuklu gazetecilerin sayısı 70’i aşmış durumda.Dünyada yazılmamış kitaba suç biçen tek ülkeyiz.
 5)Ergenekon ve Balyoz Davaları ile ilgili iddianameler çelişki ve yanlış bilgilerle dolu.
 6)Yargı bağımsızlığı ayaklar altında.Yargıçlar ve savcılar Hükümet’in emrinde, sıradan memur statüsünde.
 7)Artık yandaş ve candaş medya ayrımı kalmadı. Hemen hepsi yalakalıkyarışında. 12 Haziran seçimlerinden sonra “son kaleler” de teslim bayrağını çekti.
Bazı arkadaşlar Türkiye’nin dünyada oynadığı “büyük rol”den bahsediyorlar. Belki, oyun var ama Türkiye sadece yalpalıyor.
 Arada bir yazılan senaryoya uygun rol kesiyor, arada bir de kendi kendine tuluat yapıyor. 
 Türk medyası Erdoğan’ın New York macerasını ne kadar överse övsün; AKP Hükümeti ne batıda (ABD ve AB izninde) ne de doğuda (İran,Çin,Rusya) güvenilir hükümet statüsünde değil.
 Zira,bir dediği bir dediğini tutmuyor!
 Aleme veriyor talkımı ama kendi yutuyor salkımı!
 Kim dost, kim düşman belli değil.
 Dün dost olan ülke ertesi güne pekala düşman olarak başlıyabiliyor! (örnek Suriye).
 Savaşın eşiğine geldiğimiz ülkenin en büyük koruyucusu da olabiliyoruz. (örnek İsrail)
 Hele hele konu demokrasi ve insan haklarına gelince.
 Bol bol atıp tutuyoruz ama herkes farkında ki Türkiye:
 Kendisi himmete muhtaç dede/nerde kaldı gayriye himmet ede...!
 Recep Tayyip Erdoğan “12 Haziran” zaferinden sonra Türkiye’yedeaskere, yargıya ve medyaya düzen verme işini hafife alır oldu. Daha doğrusu bu üç kurumu otomatiğe bağladı. Maaşallah, bu üç kurum da teslim olmaya dünden razı imişler.
 Şimdi sıra yedi düvele kalafata çekmeye geldi.
 Birileri şimdilik sabırla durumu izliyor.
 Korkarım, Erdoğan kendisi ayıkmaz ise o birileri sonunda “destur!”çekecek!
 Padişahları sabahları hangi sözlerle uyandırırlarmış?
 Böbürlenme padişahım, senden büyük Allah var!

Hiç yorum yok: