22 Mar 2013

Gayret kuşağını kuşanma vaktidir

“Bâki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş” dizesi, Divan şairi Bâkî’yi ölümsüzleştirirken bir büyük sırrı da üflemiştir gönül kulağımıza… Her güzel ses kubbede bâki kalır, daha doğrusu, tüm sesler kubbede bâki kalır. Olumlu veya olumsuz, güzel veya çirkin bütün sesler, evrensel kompüterde kayda geçer ve hayatı çekip çeviren kudretin dilediği zamanda bir disketle insanın önüne konur ve insana şöyle denir: “Oku kitabını! Bugün sana, hesap sorucu olarak öz benliğin yeter.” (İsra, 14)

Tüm sesler bâkidir ama varoluş bünyesinde sesten daha derin izler bırakan başka bir ‘şey’ vardır: Aksiyon veya amel. Bir başka deyimle iş, hareket, fiil. Aksiyonun habercisi sestir. Ses duyulunca beklemeye başlar aksiyonu tabiat ana. Hareket ve işin müjde rüzgârıdır ses… Yaratıcı doğumun sancısıdır ses…

Anadolu, bir büyük oluşun sancıları içindedir. Bu sancıyı ses halinde duyan kulaklar, bu sesin kristalleşme yolunda olduğunu gören gözler var. Allah’a giden yolu ‘din’ yaftası altında tıkayan dinci zebaniliğe “yeter” diyen bir ses, insanımızın temiz ve berrak benliğinde bir nabız gibi atmaktadır. Diyor ki bu ses:

“Eğer din diye bir gerçek varsa onun en güzel belirişi Kur’an’dır. Ve biz, din denince Kur’an’ı anlamak, onunla kucaklaşmak istiyoruz. Kaldırın putlarınızı Kur’an’a giden yoldan, çekin engizisyoncu hurafe tüccarı ellerinizi göğsümüzden. Yana durun ki, vahyin en güzel mesajıyla dost olalım, onu hayatımıza sokalım…”

Ülkeyi bir baştan bir başa rahmet senfonisi gibi ferahlatan bu sese dost olmak isteyenler, açık yürekle söyleyelim ki, bizim kitaplarımızı okuyacaklardır. Şimdilik başka bir yol yok.

‘Kur’an’daki İslam’ adlı eserimiz, bir ‘yeniden doğuş ve karanlığa karşı çıkış sevdası’ yaratmıştı. Bu sevda, devrim niteliğinde mesajlar taşıyan birkaç kitapla daha büyütüldü, elle tutulur hale getirildi. Bizi izleyenler durumu çok iyi bilmekteler. Şimdi, bir kez daha sesleniyoruz: En güzel dini, biricik kaynağından öğrenme seferberliğine katılın!

Mensuplarına en ileri boyutlarda konuşma ve fikir üretme hakkı veren bir dini, kutsal sömürüsüyle saltanat kurmak isteyenlerin tekeline bırakmak gibi bir yanlışa boyun eğmemeliyiz. Artık kitle, “Ağzını açarsan cehenneme gidersin, biz müsaade etmeden konuşursan cayır cayır yanarsın” yolunda baskılarla halkı dini hakkında tek cümle düşünüp konuşamaz duruma getiren aforoz şeytanlarını, Allah’ın dini adına aforoz etmelidir. Bu onurlu gayreti gösterenlerin en büyük yardımcısı Kur’an olacaktır. Böylece din, şürekâ (Allah’a ortak yapılanlar) pisliklerinden temizlenip Allah’ın elinden çıktığı şekliyle hayatımıza girecek ve mutluluk kaynağımız olacaktır. Yol budur. 

ÇİLEYİ GÖĞÜSLEMELİYİZ

Yeni doğuşların sancıları içinde kıvranan bir dünyanın en nazik ve netameli noktalarından biri üzerindeyiz. Evrensel sorumluluklarımız var. “Saat yaklaşmış, ay yarılmıştır.” (Kamer, 1) Tanrısal ayetleri görüp de “Bunlar aldatmaca” veya “Bunlar yetersiz” diyerek çekip gitmenin affedilebilirlik zamanı çok geçmiştir. Gafleti ve karanlığı hep birlikte kovmak borcundayız. Karanlığı kovmak bir sınıfın işi değildir; hepimizin varoluş ve insanlık borcudur. 

Yarınlar söz konusudur; kuşaklar söz konusudur. Olmak veya olmamak söz konusudur. Rahat ve yan yatma uğruna karanlığa teslim olmakla, zahmet ve zorluğu göğüsleme pahasına aydınlık yarınları kucaklama sevdası arasında tercih gündeme gelmiştir. Devşirmeciliğin yüzyıllardır bizi toprak altında tutmak için üstümüze çulladığı kutsal etiketli karanlığın yırtılmasında Kur’an’ı, dinin ölçüsü saymanın dışında bir çare görmüyoruz. 

Çıkış yolu, kitleyi, Kur’an’ın akılcı, antiemperyalist ve sosyal demokrat dini etrafında birleşmek üzere şuurlandırmaktır. Ya tez elden bu yola girersiniz yahut da kutsal sömürüsü sizi yok eder.

Bir mesaj daha iletelim: “İnsanların hesap vermeleri vakti yaklaştı; ama onlar hâlâ bir gaflete gömülmüş yan çizip durmaktalar. Rablerinin zikri olan Kur’an’dan kendilerine gelen söz halindeki her uyarıyı sadece eğlenip oynayarak dinliyorlar. Kalpleri sürekli eğlencede…” (Enbiya, 1-3)

Kaderimize ipotek koymaya hazırlanan dincilik katranını etkisiz kılmak için sadece niyet ve söz yetmemektedir. Gök çağrısına teslim olacak eylemci kozmik kahramanlar gerekiyor.

Hiç yorum yok: