17 Kas 2013

Belediye başkanlığı hırsının sebebi...

Aday borsası açıldı. Kimi yerde önseçim yapacaklar. Büyük kısmı ise merkezlerden belirlenecek.
Kıran kırana yarış. Bir ilçede, sadece bir partiden 70'e yakın aday adayı varken, başka bir ilçeye adaylığa hevesli olunmadığına tanık oluyoruz.
Neden bu fark? Vatan millet arzusu birinde yüksek de, diğerinde daha az olduğundan mı? Elbette değil.
Ses araçları, balonlar, parayla tutulmuş elemanlar...
Kağıtlarda yaldız yarışı... En cafcaflı olanı, en zengin, en güçlü, kazanmaya en yakın aday anlamına geliyor. İçinde ne yazdığı önemli değil.
Fikrin ayaklar altına alınışı, gericiliği öne çıkarıyor. Mezhepler, bölgeler dökülüyor ortalığa, etnik kökenler, tarikatlara, tekkelere yakınlıklar yarışıyor artık. En iş bitirici olanı, en filanca il kökenlisi, en feşmekan mezhepten olanı, en Nakşi, en Fethullahcı, en, en...
Her şey, oy verecekleri büyülemek için. Kimin afsunu daha güçlü ise, ipi o göğüsleyecek.
Seçimlerin vazgeçilmezleri de piyasaya çıkıyor. Merkezleri ikna edecekler ayrı, oy ağalarını ikna edecekler ayrı... Her birinin fiyatı da farklı... Kollarının uzunluğuna göre fiyatları da değişiyor.
Çok büyük paralar harcanıyor. Daha önseçimden başlayarak oluk oluk akıtılıyor. Banka cüzdanlarını göremesek de, harcanan para zenginlikler üzerine tahminleri besliyor.
Aday adayı başına ortalama 300-400 bin lira. Aday adaylığı bitip adaylar netleşince, saçılacak para daha da artıyor. 1 milyon liraya varıyor. Sadece, malzeme, araç-gereç, ekipman ve toplantı parası bu.
Ya komisyonculara, yüksek iş bitiricilere akıtılan paralar?
Büyükşehir başkanlığı için komisyonculara verilen para dudak uçuklatıyor. 10 milyondan, 20 milyondan söz ediliyor.
Müteahhit ve işadamı borsası da açılıyor seçimlerde.
"Ne alakası var" demeyin. O kadar alakalı ki.
Adayların kimi avukat, kimi orta ölçekli esnaf, kimi muhasebeci... Bu kadar paranın onlarda olması mümkün değil. Nasıl edecekler? Parası olanlara yanaşıyor, "Beni finanse et" diyorlar. Finansörün tek derdi para. Yatırım yapacağı işin kârına bakıyor. "Ben ne kazanacağım bu işten" diyor. Kâr getirmeyecek yere yatırım yapmayacak kadar işini bilenlerdir onlar. Anlaşmalar yapılıyor. Belediyenin falan ihalesi, filan işi ona verilecek. Aday ise, kazı verecektir ama tavuğu garantilemiştir.
Adayları ve finansörleri memleket aşkları yüksek, halka hizmet damarları kabarmış diye düşünüyorsanız safsınız.
Belediyeler, para çalmanın, ihale yolsuzluğunun olağanlaştığı, ayyuka çıktığı yerler. O kadar olağanlaştı ki, kimse diğerinin kuyruğuna basmıyor. Rakip partinin belediyesindeki soyguna ses çıkarılmayışı, kendi belediyelerinde bu yolun izlenmesi yüzündendir. Al gülüm ver gülüm yani.
Müslüman, milliyetçi ya da Atatürkçü görünebilirsiniz. İhaleci iseniz, soygun kaçınılmazdır.
Hemen herkesin de diğerinde dosyası vardır. Dedektifler seferber edilmiş, belgeler ele geçirilmiş, dinlemeler yapılmış, kasetlere kaydedilmiş, dosyalanmış, arşivlenmiştir yolsuzluklar. Eğer, kendi kuyruğuna basarsa biri, açacaktır o da onun hakkındaki dosyayı.
İşte bu soygun deryası, mafyalaşmış ilişkiler ve ihale pazarı, adayların gözlerini karartan asıl sebeptir.
Bunu bilir adaylar ve bu yüzden oluk oluk paralar saçılır.
Seçilmek için tek varlıklarını, evlerini, arabalarını satanlar bile oluyor.
Aday besleyicisi zenginler, kaz gelecek yerden tavuğu, işte bu yüzden esirgemezler.
Sadece seçilmek için değil, seçildikten sonra da pervasızlıklar sürüyor.
Bir belediye başkanı diyor ki, "bütün tarikatlara yardım ettim."
Kendi cebinden mi veriyor? Hayır!
Bazı Belediyeler, her ay, yüzbinlerce aileye erzak dağıtıyor. Hem de belediye kasanından, Belediye başkanının cebinden beş kuruş para çıkmadan.
Nasıl oluyor bu?
Bal yutan hortumcular, balı sunanı beslemeye devam etmektedir.
Bal ise belediyenin kaynaklarıdır, halkın milletin malıdır, parasıdır.
Parti merkezleri de sistemin işleyişini bildiklerinden, ihaleci belediyeciliği savunduklarından, seçim masraflarını adaylara yıkarlar.
Yarınki yazıda, Başkan adaylarına sorularımız olacak.

Başkan adaylarına sorular

Belediyeler, halkın gelirlerinin azgınca soyulduğu, soygun mafyalarını kurulduğu, yandaş zenginler yaratıldığı yerler oldu.
Soygunları kesmeden halka hizmet olamaz. Gerisi koskoca bir yalandır. Yaldızlı projelerden önce, en büyük proje olan halka hizmet için teminat vermek zorundalar. Şimdi soruyoruz;
Soru-1; Milyonlarca lirayı cebinizden niye harcıyorsunuz?
İhaleci partilerin adaylardan para istemesine, seçim masrafının büyük kısmını adayın cebinden harcamasına ne diyorsunuz? Bu durum, adayı ve seçileni soyguna teşvik etmek değil midir?
Soru-2; Belediyecilik, soygun mafyalarına mı hizmettir, yoksa halka mı?
Belediyelerin halka hizmet kurumları olduğunun farkında mısınız? Hayatı ucuzlatmanın ve kolaylaştırmanın, en temel görev olduğunun bilincinde misiniz? O halde, temel yaşam unsurlarından, su, elektrik, wc, yol, park ve bahçelerde vb. halktan para almayı kaldıracak mısınız?
Yoksa Deli Dumrul misali, insanın yaşayabilmesi için zorunlu gereksinmelerini bile ranta çevirmek fikrinde misiniz?
Soru-3; Soymanın başka bir adı olan ihalecilik için ne diyorsunuz?
İşleri ihale ile yaptırmayı belediyeciliğin neresine koyuyorsunuz? -Hele de, belediyenin o işi yapacak araç ve gereci, teknik elemanı ve işçisi var iken,- milleti salak yerine koymak, halkı kazıklamak ve soymak olduğunun farkında mısınız? Farkında iseniz, halkın kaynaklarını yağmalamak olduğunu biliyor ve ihale sistemine karşısınız demektir.
O halde, ihaleciliğe son verecek ve belediyenin iş yapabilme olanaklarını genişletecek misiniz?
Soru-4; Taşeron sistemine karşı mısınız?
Belediyeler, taşeron cehenneminin de en yaygın olduğu yerler. Hem taşeron hem belediye sömürüyor işçiyi. Sendikalaşması engelleniyor. Aynı işi yapan kadrolu işçiye göre hakları yarı yarıya gasp edilmiş, iş güvencesi yok. Soruyoruz;
Taşeron sisteminin, çifte sömürü, azgın bir yağmacılık olduğunu paylaşıyor musunuz?
Taşeron sisteminin son bulması için neler yapacaksınız?
Belediyenin olanakları varken işleri ihaleye açacak, taşeronlara verecek misiniz?
Taşeron işçisinin sendikalı olmasına imkan tanıyacak mısınız?
Soru-5;Belediye çalışanlarına müritleriniz gözüyle mi bakacaksınız?
Çalışanların işini iyi yapması mıdır sizin için önemli olan, yoksa Cuma namazında arkanızda saf tutup, yanlışlıkla düşürmüş gibi kimlik kartını görmeniz için bırakması mıdır?
İşçi amirliği için, kıdemi ve sınavla ölçülmüş bilgiyi esas alacak mısınız? Yoksa sınav, yandaşlarınızı kayırmak için kılıf mı olacak? İşe yeni aldığınız yandaşınızı, 20 yıllık işçinin tepesine amir diye dikecek, bütün işçiyi mürit yapmak isteyecek, Başbakanın ya da mensubu olduğunuz partinin toplantılarında şakşakçı mı yapacaksınız?
Yandaşınız olmayanı, doğum yeri, mezhebi, etnik kökeni, partisi başka olanı canından bezdirecek, işten ayrılması için her yolu deneyecek misiniz? Branşı olmayan yerlerde çalışmaya zorlayacak mısınız? Kendisi ayrılmazsa, bir bahane bulup işine son verecek misiniz?
Soru-6; Sendikaların düdükle yönetilmesine son verecek misiniz?
Belediyeler, sarı sendikacılığın en yaygın olduğu yerler. Sendikaları arka bahçeleri gibi görüyorlar. Yandaş işçi amirleri marifetiyle, yandaş olmayanlara terör estirilmekte, işçinin özgürce sendikasını seçmesi engellenmektedir. Çoğu yerde, işçinin hangi sendikaya üye olacağına, şube yöneticisi ve başkanının kim olacağına Belediye Başkanı karar vermektedir. Bununla kalmayıp, sendika temsilcisini, delegeleri bile işverenin belirlediği Belediyelere tanık olduk. Belediye başkanının, düdük çalarak işçileri zorla başka bir sendikaya geçirmesi sık rastlanan durumdur. Sadece AKP'li Belediyelerde değil, diğer partilerin yönettiği yerlerde de böyledir.
Adaylara soruyoruz, işçinin mürit, sendikanın kukla yapılmasına son verecek, özgürce sendikasını seçebileceği ortamı hazırlayacak mısınız?
***
Belediye başkan adaylarının projelerinde bu sorulara cevap yoksa, cevaplar sizi tatmin etmiyorsa, hangi partinin adayı olursa olsun, mafya belediyeciliğinin devamına aday oluyor demektir. İki iki dört.

Hiç yorum yok: