16 Şub 2014

Gerçeğin ipine sarılmak (Apo dan çakma Mandela Yaratmak)

İnsanların bir kısmı gerçekle ilgilenmek yerine onu bükmeyi ve işine gelen kalıba sokmayı hatta yok saymayı tercih ediyor.
İşçi Partisi’nin yayınladığı, Öcalan’ın 1999 yılına ait sorgu ifadeleri, kişilik psikolojisi açısından dersler ile dolu. Bunları analiz etmek ve önlerine doğru bir yol haritası koymak yerine, mevcut yol haritasının zarar görmemesi merkezli bir tutum takınanlar çoğunlukta. Bilim insanları bu tür davrananlar için şu saptamayı yapıyor: “İnsanlar önemli inançlarına ters düşen olgular, veriler ya da kanıtlarla karşı karşıya kaldıklarında kanıtı görmezden gelirler ve görmezden geldiklerini de görmezden gelirler.”(1)
İşin diğer ilginç yanı, Türkiye’nin demokratik rejimine operasyon yapılırken ve sahte belgelerle insanlar yargılanırken (Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy, Odatv, Şike davaları vb.) göklere çıkardıkları Cemaat’i yerin dibine batırmakla meşguller. Öcalan’ın ifadelerini irdelemek yerine “açılımın” ve 17 Aralık’ın ruhuna uygun arayışlara girişiyorlar. Vahim bir durum.
Bir yabancının gözlemi
Kasetlerden yayılan kişiliğe girmeyeceğim. Tutarsızlıklarla dolu. Ama bir yabancının gözlemini nakletmekte fayda var.
Yıl 1999. Aylardan Şubat.
Fransa’nın o dönemdeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kelche’in ülkemize yaptığı resmi ziyaret esnasında kendisine eşlik etmekteyim. Gündemde Öcalan’ın yakalanması var. Kendisi ABD tarafından Türkiye’nin kucağına bırakılmış. Basına çeşitli bilgiler yansımakta. Entelektüel düzeyi hayli yüksek olan generalin şu ifadesi hâlâ aklımda: “Kendisini önemli bir kişilik zannetmiştik!”
Nezaket ve diplomasi bu kadarına izin vermiş olsa gerek.
Öcalan’dan Mandela yaratmak
Bu arada Öcalan’dan Mandela yaratma gayreti içinde olanlar da var.
Mandela ülkemizde pek tanınmıyor. Hatta sevilmiyor. Sebebi, 12 Eylül yönetiminin kendisine layık gördüğü “Atatürk Barış Ödülü”nü kabul etmemesi.
Ancak kendisi özel olarak incelenmeyi ve saygı duyulmayı hak eden bir lider. Sadece kendi halkı değil, dünya kamuoyundan itibar görüyor. Mücadele adamı. Adanmış bir hayat yaşıyor. Söyledikleri ile yaptıkları uyumlu. 30 yıla yakın hapis yatıyor ama eğilip bükülmüyor. Toplumunun önündeki problemi çözme başarısını gösteriyor. Siyahları zafere ulaştırıyor ama iktidara geldiğinde beyazları ötekileştirmiyor. Son on yılda, ülkemizde yaşanan ötekileştirmenin boyutlarına bakılırsa, konunun önemi açığa çıkıyor. Herkesi kucaklama becerisi gösteriyor. Yolsuzluğa bulaşan yakınlarına da hiç acımıyor.
Aşağıdaki ifadeleri, kişiliğini ve değerlerini anlamlandırabilmek için okuyalım:
“Onuru ancak, gidişatın karanlık ve vahim göründüğü anlarda bile doğrulardan vazgeçmeyen, inatla tekrar deneyen, tacizlerden, aşağılanmalardan, hatta bozgunlardan yılmayanlar hak eder. (...) Dürüstlük, içtenlik, sadelik, alçakgönüllülük, karşılıksız cömertlik, başkalarına hizmete hazır olmak ruhsal yaşamın temelidir ve herkesin elinin altında dilediği miktarda bulunur. (...) Liderlik iki kategoriye ayrılır:
a) Tutarsızlar, ne yapacağı kestirilemeyenler, bugün kabul ettiğini ertesi gün inkâr edenler.
b) Tutarlılar, onur ve vizyon anlayışına sahip olanlar.”(2)
Kürt kardeşlerimizi de yürekten kucaklayacak ve hepimizi birleştirerek yüceltecek bir çözüme kimse karşı olamaz. Ama bunun için kocaman yürekli, gerçeklerden güç alan, onurlu ve vizyon sahibi büyük adamlara ihtiyaç var. Bu işin olmazsa olmazı budur.
Mandela’nın bir mesajı daha var. Ülkemizi etnik ve mezhepsel yaklaşımları öne çıkararak yönetmeye çabalayanlara ithaf olunur: “Çok ırklılık esasını hiçbir zaman kabul etmedik. (...) Önemli olan ırk değil, fikirdir.”(3)
Bir liderin önemsediği değerler ile kişilik psikolojisi uzmanının görüşleri örtüşüyor: “Gözlemcilerin bakış açısından, liderlerin dürüstlük, kararlılık, yetkinlik, vizyon, sebat ve tevazu sahibi olması gereken kişiler olarak algılandığını artık biliyoruz.”(4)
İki kişilik arasında hiçbir benzerlik bulunmuyor.
Ve insan ister istemez soruyor: Temel kriterimiz olana bakmak mı ya da algılara teslim olmak mı? Gerçek bir toplumsal barış için gayret göstermek mi yoksa günü kurtarmak için çabalıyor görünmek mi?
Herhalde en doğrusu gerçeğin ipine sarılmak olsa gerek...
Dipnotlar:
1 Robert Hogan, Kişilik ve Kurumların Kaderi, İstanbul, 2009, Remzi Kitabevi, s. 121
2 Nelson Mandela, Kendimle Konuşmalar, İstanbul, 2010, Optimist Yayınları, s. 171, 201, 315
3 a.g.e., s. 123
4 Hogan, a.g.e., s. 77

Hiç yorum yok: