25 Mar 2013

Allah için ve Allah yerine

Varoluşçu felsefenin babalarından biri olan Jean Paul Sartre, insandan bahsederken: “İnsan, Tanrı olmak için savaşan bir varlıktır” diyor. Sonsuzlukla arasına gerilen ipe çıkıyor Sartre fakat yürüyemiyor, düşüyor. Parça, varlık olduğunu, bütünün yerini alamayacağını fark edemiyor ve en büyük erişin kapısından geri dönüyor.

İpin oluş veya ölüş çizgisi haline getirilişinin kader noktasını, 19. yüzyılın büyük sûfî düşünürü Kuşadalı İbrahim (ölm. 1845) çok güzel yakalamıştır. Diyor ki, “Enel Hak kelamından ene maal Hak kelamı evladır.” Günümüz diliyle şu demek: “Ben Tanrı  ile beraberim sözü, ben Tanrı’yım sözünden daha değerli ve erdiricidir.” Kurtuluş ‘Allah olmak’ta değil, Allah ile beraber olmaktadır.

Evet, insan büyük güçlerle donatılmıştır ama yine de ‘bütün’ değildir, parçadır, sonludur. O halde içindeki sonsuzluk tohumunu sonlu varlığına nispet etmek yerine, koptuğu bütüne bağlanmayı seçmesi daha akıllı ve mutlu bir yol olacaktır. Kur’an bu noktanın altını, kendine özgü söz güzellikleriyle çizer. İnsana Allah olamayacağını, bu yolla yücelmeye kalkmasının kendini batıracağını ısrarlı bir biçimde söyler ama insanı basit bir ‘şey’ olarak da görmez. İnsana der ki: Sen ilah olamazsın ama ‘ilahî’ olabilirsin ve olmalısın. (Âli İmran, 79) O halde mahrum olduğun şeyi elde etmeye zaman harcamayı bırak da mahrem olduğun şeyi elde etmek için çalış.

Kur’an insana, “Allah’ın yardımcısı ol” (Saff, 14) emrini veriyor ve devam ediyor: “Eğer Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayağınızı sağlam basmanızı sağlar.” (Muhammed, 7) Sonsuzluk yolu yürünecektir. İnsan bunu, koptuğu bütün olan sonsuzluk sırdaşı ile yürümek yerine, onu devreden çıkararak yürüme ahmaklığına düştüğünde başına bin türlü belayı kendi eliyle sarmaktadır. Sonsuzluk sırdaşı, ‘insana şah damarından daha yakın’ olduğunu söylüyor. (Kaf, 16) Yol incedir, uzundur. Aşık Veysel’in güzel deyişiyle ‘gündüz-gece’ yürümeyi gerektirir. İnsana ne oluyor da böylesine hassas dengelerin gerekli olduğu bir yolda can yoldaşını, şah damarından daha yakın dostunu dışlamak, onun yerini almak küstahlığına girişiyor! Akıl işi midir bu? Mevlana Celaleddin, bu yanılgının nelere mal olacağını iğneli bir ifadeyle şöyle duyurmuştur insana: “Efendilik hırsına düştün de kulluğun onurunu yitirdin.”

Din dilinde ‘kulluk’ (ubûdiyet) denen bu oluş tavrı, nasipsiz beyinlerin sandıkları gibi bir zavallılık değildir. Kur’an bunu, Yaratıcı dışındakilere boyun eğmemek için Yaratıcı ile sürekli ve samimi beraber olmak anlamında tanıtmaktadır. Parça bir varlık için bir boyun eğme kaçınılmaz olduğuna göre, bunun, Yaratıcı’ya olmasını yeğlemek gerekmez mi?

O’NUN YERİNE GÖZ DİKME, O’NUN YANINDA OL!


Yolu Allah ile yürümekle Allah’ı dışlayıp onun yerine geçerek yürümeyi birbirinden ayırmanın ölçüsü de verilmiştir Kur’an’da. Sonsuzlaşmaya aday insan, bir başka deyişle akıllı insan, Allah için iş yapan insandır, Allah yerine iş yapmaya kalkan insan değil. Allah yerine iş yapmaya kalkmak yola ve yoldaşa ihanettir. Yaratan-yapıp eden kudret, seni kendine ‘yardımcı’ seçmiştir. Şimdi sen kalkıp onun yerini almak istiyorsun; onurla bağdaşır mı bu?..

Kur’an bize şunu da göstermiştir: Allah yerine iş yapmaya kalkma ihaneti sadece Allah’ı kabul etmeyenlerin tavrı değildir. Tam aksine, bu ihanetin en zehirlisini sergileyenler, din paravanı kullanan maskeli yol vurucular içinden çıkar. Bunun içindir ki, Kur’an’ın yaklaşık dörtte biri din temsilcilerinden şikâyetten oluşur. Din, mutluluk ve güzelliğini, Allah için iş yapanlara verir. Tarih içinde dini; kahır, karanlık, kan ve didişmenin motor kurumu haline getirenlerse ‘Allah’a avukatlık’ yaftası altında Allah yerine iş yapmaya kalkan engizisyon zebanileridir. Bunlar her dinde değişik adlarla tezgâhlar kurarlar.

Allah yerine iş yapmaya kalkmanın belirgin şekli, Allah’ın tekelindeki dinde, nefsini veya putlaştırdığı birini hüküm sahibi yapmaktır. Bunun daha açık ifadesi şudur: Allah için iş yapmak yani gerçek din, vahyin tanıttığı kutsala saygıyı esas alır; Allah yerine iş yapma küstahlığı ise din adına sürekli ‘kutsal’ üretir. Bu kutsal üretimidir ki, rahmet ve mutluluk kaynağı olan dini sonsuzluk yolunu tıkayan bir engel haline getirerek kitleleri perişan eder.

Hiç yorum yok: