1960’LARDA KÜRT
GENÇLER VE AYDINLAR
SOLUN SAFLARINI
DOLDURUYORLARDI
1960’ların sonuna gelindiğinde 1940’lardan beri hareketsiz
olan ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği yeniden canlanmaya başlamıştı.
27 Mayıs Anayasasının yarattığı özgürlük ortamında
antiemperyalist ve emek eksenli bir çizgide gelişen sol hareket, dünya
çapındaki yükselen dalgayla birleşince, emperyalizme bağımlı düzene karşı
dinamik bir muhalefet gücü haline gelmişti.
Sol hareketin demokrasi, özgürlük, iş ve daha iyi yaşam
koşulları talepleri, Kürt kökenli gençleri ve emekçileri de saflarına
çekiyordu. Solun o dönemki ideolojik yapısı, etnik kökene dayalı bir siyasi
örgütlenmeye izin vermiyordu.
Ne yazık ki “komünizmi ezmeye” odaklanmış dönemin derin
devleti solu daha fazla büyümeden biçmeye kararlıydı. Kullanılan yöntemlerden
biri de solu parçalamaktı. 1970’lere gelindiğinde sol hareket birbiriyle
mücadele eden onlarca küçük gruba bölünmüştü. Bu küçük gruplar batıdaki sanayi
merkezleri dışında bir de, çelişmelerin daha keskin olduğunu düşündükleri Doğu
ve Güneydoğu illerinde taban bulmaya yöneldiler. Bu bölgelerde toplumsal
çelişmeler yanında Kürt kimliğine de vurgu yapan bir çizgi izlediler.
Dönemin “M”İT Müsteşarı Fuat Doğu, 12 Mart Muhtırasından
sadece bir ay önce MGK’ya sunduğu raporda, “Tedbir alınmazsa Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da yetişen neslin Kürtçülük cereyanlarını daha fazla geliştireceklerine
ve yarın birer gerçek Kürtçü olacaklarına dair elimizde bilgiler vardır”
diyordu.
“M”İT’in bu tespitinin aksine Marksist-Leninist Kürtler,
“Kürtçü” değildi; “Kürtçülük” temelinde örgütlenmeyi reddediyorlardı. Kürt
sorununun ayrılıkla çözümüne karşıydılar.
Fakat farklı görüşte olan devlet hemen harekete geçti;
Güneydoğu’da taban bulmaya çalışan Marksist-Leninist hareket hemen ezilmeliydi.
1975’den 12 Eylül Darbesine kadar geçen bu süreçte “M”İT kendince, Kürt
yurttaşlar arasında gelişen solu etkisizleştirmenin yolunu bulmuştu: “Kürt
solunu bir Kürt grubuna kırdırmak”. Bu “görev”, “Apocular”a verildi. Apocular,
o yıllarda devlet kuvvetlerini hiç hedef almadı, ama çoğunluğunu önder
kadroların oluşturduğu 270 Türk ve Kürt sosyalisti katletti.
1990'lı yılların başında Öcalan'la röportaj yapan gazeteci
Hakan Aygün, Öcalan'a, “O zaman PKK çok zayıf, başka sol örgütler var. Siz
kayınpederiniz yoluyla MİT tarafından kullanılmış olamaz mısınız?” diye bir
soru yöneltmişti. Öcalan yanıtı, “Şöyle söyleyeyim. Olabilir... MİT'in bizi,
bizim de MİT'i kullanmışlığımız vardır. Yani karşılıklıdır...” olmuştu.
Kullanılan kişinin kendi itirafına göre, “M”İT onu
kullanmış, o da “M”İT’i…
Apo’nun “M”İT’i nerede ve kime karşı kullandığını ancak
“M”İT ve sırdaşı Apo bilir. Peki, ama “M”İT’ Apocuları kime karşı kullanmıştı?
1970’lerin solcu Türkleri ile solcu Kürtlerinin bu sorunun cevabını çok iyi
bilmeleri gerekir.
Bugün anlıyoruz ki, aslında “M”İT Güneydoğu’daki sol
hareketi bitireceğim diye, kendi eliyle yarattığı Apocuları, PKK’ya
dönüştürmüştür. Etnik kimliği frenleyen sol ruh uçmuş, geriye etnik temelli ve
ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği kalmıştır.
SOSYALİSTLERE GÖRE
BATI EMPERYALİSTTİ, BÖLÜCÜ KÜRTÇÜLÜĞE GÖRE İSE TÜRKİYE…
Türkiye’deki Marksist-Leninist hareket, antiemperyalizm
temelinde ülkede rejimi değiştirmek istiyordu. Buna karşılık PKK, ülkeyi bölme
niyetiyle ortaya çıktı. Bir hareket bağımsızlık hareketi olunca, otomatik
olarak bağımsızlık kazanılmak isteyen devlet emperyalist oluyordu. Bu durumda,
birden bire Batı emperyalist olmaktan çıkıp, Türkiye gibi aslında emperyalizmin
pençesinde kıvranan bir ülke emperyalist oluvermişti. PKK artık rejimle değil,
Türkiye ile savaşıyordu ve arkasında en büyük destekçisi, kendisiyle mücadele
için yola çıktığı Batı emperyalizmi vardı.
“M”İT-APO UĞURSUZ
İTTİFAKI BİR KERE DAHA SAHNEDE
“Oslo fatihi” “M”İT Müsteşar yardımcısı Afet Güneş’in
deyimiyle, “devlet, toplum ve örgüt (PKK) bu günler için hazırlandı”. Balyoz
Davasından TSK’nın kurmay kadrosu bugünler için zindana atıldı, Ergenekon
Davasıyla Türkiye’nin antiemperyalist devrimci aydınları, gazeteci ve
siyasetçilerine bu nedenle ağırlaştırılmış müebbet isteniyor.
AKP’LİLERİN HEPSİ Mİ
ESİR?
Bugün artık “M”İT’e, “Bir dakika kardeşim, yanlış yapıyor
olmayasın?” diye soracak kimse de kalmadı. İktidar partisi (AKP) on yıldır
BOP’un esiri. Eşbaşkan üzerinden ne emredilirse ona parmak kaldırıyor. Peki,
AKP’nin 326 milletvekilinin hepsi de mi şahsi menfaatlerini vatanlarından daha
çok seviyorlar? Aralarında on yıllık bu esarete “yetti artık” diyecek kimse yok
mu?
Vicdanı olmayanların yapacağı toplum mühendisliğinden
şimdiye kadar ne hayır geldi ki bundan sonra gelsin. ABD’ye dininden çok iman
edenler, Çin’i, Rusya’yı, Avrupa ve İsrail’i hesaba katmayanlar, Sam Amcanın
verdiği sözleri tutacağını düşünenler, bir kere daha milleti kanla imtihan
edecekler. Allah akıl-fikir versin.
Bu yazı tarihe not düşün. 2015 genel seçimlerinden sonra
durumu tekrar değerlendirelim; bakalım bu Kürt açılımı çözüm mü getirmiş, yoksa
kaos ve kanlı kavgalar mı? Kaos ve daha büyük boğazlaşmalar getirirse CIA “M”İT’çilerinden
hesap sormak da bizim boynumuzun borcu olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder