27 Mar 2013

Kürt sorununun bölücülük unsuru haline getirilmesinde “M”İT’in rolü


1960’LARDA KÜRT GENÇLER VE AYDINLAR
SOLUN SAFLARINI DOLDURUYORLARDI

1960’ların sonuna gelindiğinde 1940’lardan beri hareketsiz olan ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği yeniden canlanmaya başlamıştı.

27 Mayıs Anayasasının yarattığı özgürlük ortamında antiemperyalist ve emek eksenli bir çizgide gelişen sol hareket, dünya çapındaki yükselen dalgayla birleşince, emperyalizme bağımlı düzene karşı dinamik bir muhalefet gücü haline gelmişti.

Sol hareketin demokrasi, özgürlük, iş ve daha iyi yaşam koşulları talepleri, Kürt kökenli gençleri ve emekçileri de saflarına çekiyordu. Solun o dönemki ideolojik yapısı, etnik kökene dayalı bir siyasi örgütlenmeye izin vermiyordu.

Ne yazık ki “komünizmi ezmeye” odaklanmış dönemin derin devleti solu daha fazla büyümeden biçmeye kararlıydı. Kullanılan yöntemlerden biri de solu parçalamaktı. 1970’lere gelindiğinde sol hareket birbiriyle mücadele eden onlarca küçük gruba bölünmüştü. Bu küçük gruplar batıdaki sanayi merkezleri dışında bir de, çelişmelerin daha keskin olduğunu düşündükleri Doğu ve Güneydoğu illerinde taban bulmaya yöneldiler. Bu bölgelerde toplumsal çelişmeler yanında Kürt kimliğine de vurgu yapan bir çizgi izlediler.

KÜRTLER ARASINDA SOLUN YÜKSELİŞİNE “M”İT’İN BULDUĞU ÇÖZÜM: “APOCULARI KULLANMAK”

Dönemin “M”İT Müsteşarı Fuat Doğu, 12 Mart Muhtırasından sadece bir ay önce MGK’ya sunduğu raporda, “Tedbir alınmazsa Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yetişen neslin Kürtçülük cereyanlarını daha fazla geliştireceklerine ve yarın birer gerçek Kürtçü olacaklarına dair elimizde bilgiler vardır” diyordu.

“M”İT’in bu tespitinin aksine Marksist-Leninist Kürtler, “Kürtçü” değildi; “Kürtçülük” temelinde örgütlenmeyi reddediyorlardı. Kürt sorununun ayrılıkla çözümüne karşıydılar.

Fakat farklı görüşte olan devlet hemen harekete geçti; Güneydoğu’da taban bulmaya çalışan Marksist-Leninist hareket hemen ezilmeliydi. 1975’den 12 Eylül Darbesine kadar geçen bu süreçte “M”İT kendince, Kürt yurttaşlar arasında gelişen solu etkisizleştirmenin yolunu bulmuştu: “Kürt solunu bir Kürt grubuna kırdırmak”. Bu “görev”, “Apocular”a verildi. Apocular, o yıllarda devlet kuvvetlerini hiç hedef almadı, ama çoğunluğunu önder kadroların oluşturduğu 270 Türk ve Kürt sosyalisti katletti.

1990'lı yılların başında Öcalan'la röportaj yapan gazeteci Hakan Aygün, Öcalan'a, “O zaman PKK çok zayıf, başka sol örgütler var. Siz kayınpederiniz yoluyla MİT tarafından kullanılmış olamaz mısınız?” diye bir soru yöneltmişti. Öcalan yanıtı, “Şöyle söyleyeyim. Olabilir... MİT'in bizi, bizim de MİT'i kullanmışlığımız vardır. Yani karşılıklıdır...” olmuştu.

Kullanılan kişinin kendi itirafına göre, “M”İT onu kullanmış, o da “M”İT’i…

Apo’nun “M”İT’i nerede ve kime karşı kullandığını ancak “M”İT ve sırdaşı Apo bilir. Peki, ama “M”İT’ Apocuları kime karşı kullanmıştı? 1970’lerin solcu Türkleri ile solcu Kürtlerinin bu sorunun cevabını çok iyi bilmeleri gerekir.

Bugün anlıyoruz ki, aslında “M”İT Güneydoğu’daki sol hareketi bitireceğim diye, kendi eliyle yarattığı Apocuları, PKK’ya dönüştürmüştür. Etnik kimliği frenleyen sol ruh uçmuş, geriye etnik temelli ve ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği kalmıştır.

SOSYALİSTLERE GÖRE BATI EMPERYALİSTTİ, BÖLÜCÜ KÜRTÇÜLÜĞE GÖRE İSE TÜRKİYE…

Türkiye’deki Marksist-Leninist hareket, antiemperyalizm temelinde ülkede rejimi değiştirmek istiyordu. Buna karşılık PKK, ülkeyi bölme niyetiyle ortaya çıktı. Bir hareket bağımsızlık hareketi olunca, otomatik olarak bağımsızlık kazanılmak isteyen devlet emperyalist oluyordu. Bu durumda, birden bire Batı emperyalist olmaktan çıkıp, Türkiye gibi aslında emperyalizmin pençesinde kıvranan bir ülke emperyalist oluvermişti. PKK artık rejimle değil, Türkiye ile savaşıyordu ve arkasında en büyük destekçisi, kendisiyle mücadele için yola çıktığı Batı emperyalizmi vardı.

“M”İT-APO UĞURSUZ İTTİFAKI BİR KERE DAHA SAHNEDE

Geldiğimiz noktaya bakalım. Yıl 2013, “M”İT ile Apo İmralı’da müzakere yapıyor, anayasa yazıyorlar. Diyarbakır’da tek bir Türk Bayrağı olmadan Nevruz’u kutladık. Ulusalcılık, bir başka deyişle Atatürk milliyetçiliği bitti, toplumu oluşturan her etnik grup için kan bağını esas alan aşiret milliyetçiliğinin ve din temelinde mezhepçiliğin yolu açıldı. Geriye ilgili maddeleri anayasaya yazmak kaldı. CIA kafasıyla 40 yılda ancak ayrılıkçı Kürt kimliğini oluşturabilen “M”İT, galiba bu sefer ülkeyi bölmeyi başaracak.

“Oslo fatihi” “M”İT Müsteşar yardımcısı Afet Güneş’in deyimiyle, “devlet, toplum ve örgüt (PKK) bu günler için hazırlandı”. Balyoz Davasından TSK’nın kurmay kadrosu bugünler için zindana atıldı, Ergenekon Davasıyla Türkiye’nin antiemperyalist devrimci aydınları, gazeteci ve siyasetçilerine bu nedenle ağırlaştırılmış müebbet isteniyor.

AKP’LİLERİN HEPSİ Mİ ESİR?

Bugün artık “M”İT’e, “Bir dakika kardeşim, yanlış yapıyor olmayasın?” diye soracak kimse de kalmadı. İktidar partisi (AKP) on yıldır BOP’un esiri. Eşbaşkan üzerinden ne emredilirse ona parmak kaldırıyor. Peki, AKP’nin 326 milletvekilinin hepsi de mi şahsi menfaatlerini vatanlarından daha çok seviyorlar? Aralarında on yıllık bu esarete “yetti artık” diyecek kimse yok mu?

Vicdanı olmayanların yapacağı toplum mühendisliğinden şimdiye kadar ne hayır geldi ki bundan sonra gelsin. ABD’ye dininden çok iman edenler, Çin’i, Rusya’yı, Avrupa ve İsrail’i hesaba katmayanlar, Sam Amcanın verdiği sözleri tutacağını düşünenler, bir kere daha milleti kanla imtihan edecekler. Allah akıl-fikir versin.

Bu yazı tarihe not düşün. 2015 genel seçimlerinden sonra durumu tekrar değerlendirelim; bakalım bu Kürt açılımı çözüm mü getirmiş, yoksa kaos ve kanlı kavgalar mı? Kaos ve daha büyük boğazlaşmalar getirirse CIA “M”İT’çilerinden hesap sormak da bizim boynumuzun borcu olsun.

Hiç yorum yok: