.....Dizideki sevişme sahnelerine ve hafife alınmış Kanuni figürüne ilişkin eleştiriler bu düzey ve sınır içinde kalsaydı belki “masum bir halk” bakışıdır deyip geçebilirdik. Ancak kazın ayağının öyle olmadığı, bir takım yazar-çizer ve konuşur-konuşturulur aktörlerce belli oldu. Osmanlı bir İslam devleti, başındaki padişahlar da halife unvanlı evliyadırlar, savı için bu dizi şamar oğlanına çevrilmiş görünmektedir. Diziyi savunacak değilim, ancak benim eleştirim bu iki sava yönelik olacaktır:
İlki, Osmanlı bir İslam devleti değildi. Bunu tarihsel bir hakikat olarak hemen belirteyim. Fatih Sultan Mehmet’le birlikte Şer’i hukuk ile örfi hukuk birlikte düzenlenmeye başladı. Hatta örfi hukuk, Şer’i hukuktan daha geniş ve daha salahiyetli idi. Bir din devleti olsaydı örfi hukuka bu denli yer vermez; her şeyi, -İslamcılara göre- “İslamileştirirdi. Osmanlı, Müslüman bir devletti ancak bir İslam devleti olmadı. Hz. Muhammed’in bir din devleti kurduğuna ilişkin hiçbir kanıt bulamayanlar, bu hayal kırıklıklarını Osmanlı’ya sığınarak telafi etmeye çalışmaktadırlar. Çünkü hiçbir İslam literatüründe-Hz. Muhammed Dönemi de dahil- İslam devleti yoktu; yalnızca din ile siyaseti birleştiren ya da birbirine karıştıran siyasi manevralar vardı.
İSLAM DEVLETİNDE HADIM ETMEK CAİZ Mİ?
Mülk-i Menfaat (hizmetinden yararlanılan) ile İstifraş (yatakta yararlanılan) diye iki gruba ayrılan cariyelik sistemi Orhan Bey zamanından beri vardır. Bu isimlendirme ise Osmanlı dönemine aittir. Osmanlı’da Kanuni’den hemen sonra da 300 yıl merkezi idare binasında yer alan Harem de yönetimi etkileyen bir kuruma dönüşmüştür. Kanuni’nin veziri Sokullu Mehmet Paşa’nın suikasta uğramasından sonra bu 300 yıl, “Kadınlar Saltanatı” adını alacaktır.
Harem’deki kadınların yönetimi Harem ağalarına bağlıdır ve burada cariyelere ve padişahın kadınlarına hizmet eden erkekler hadımdır. İlk zaman bu hadımlar hazır olarak Mısır’dan getirilmiş ise de sonradan “kendi hadımını kendi üreten” bir hareme kavuşulmuştur.
Şimdi soralım: Bir hayvana en ufak bir eziyeti ve kötü muameleyi yasaklayan İslamiyet, hangi devlete, memurlarını hadım etme yetkisi vermiştir? Yoksa Osmanlı padişahları hep “Allah’ın velisi” oldukları için onlara caiz miydi? Kuşkusuz hayır. Çarpıklık, Harem sistemindedir. Ancak asıl çarpıklık, Harem’dekinden daha çok, İslamcı okur-yazar kesiminin temelsiz iddialarında ve tabii ki ruhlarının derinliklerindedir.
Harem’deki kadınların yönetimi Harem ağalarına bağlıdır ve burada cariyelere ve padişahın kadınlarına hizmet eden erkekler hadımdır. İlk zaman bu hadımlar hazır olarak Mısır’dan getirilmiş ise de sonradan “kendi hadımını kendi üreten” bir hareme kavuşulmuştur.
Şimdi soralım: Bir hayvana en ufak bir eziyeti ve kötü muameleyi yasaklayan İslamiyet, hangi devlete, memurlarını hadım etme yetkisi vermiştir? Yoksa Osmanlı padişahları hep “Allah’ın velisi” oldukları için onlara caiz miydi? Kuşkusuz hayır. Çarpıklık, Harem sistemindedir. Ancak asıl çarpıklık, Harem’dekinden daha çok, İslamcı okur-yazar kesiminin temelsiz iddialarında ve tabii ki ruhlarının derinliklerindedir.
KÖLECİ VE CARİYECİ BİR İSLAM DEVLETİ OLUR MU?
Kesinlikle olmaz. İslamiyet köleliği ve cariyeli kesin bir dille kaldırmıştır. Nisa Suresi ve Ahzab suresinde buna dair örnekler çoktur Ayrıca Hz. Muhammed’in Veda Hurbesi de bu konudaki nihai bir ilandır.
Demek ki kölelik ve cariyelik Osmanlı Devletinin bir İslam devleti olmadığını gösteren somut kanıtlardandır. Ve Osmanlı, kendi diniyle çatışmaktadır.
Demek ki kölelik ve cariyelik Osmanlı Devletinin bir İslam devleti olmadığını gösteren somut kanıtlardandır. Ve Osmanlı, kendi diniyle çatışmaktadır.
FAİZCİ BİR İSLAM DEVLETİ OLUR MU?
Değerli bilim insanı Mustafa Akdağ’ın Osmanlı’nın ekonomik yapısını anlatan iki ciltlik “Celali İsyanları” adlı yetkin çalışması Osmanlı ekonomisinin hiç de faizcilikten ırak kalmadığına dair en ikna edici örneklerle doludur. Evet, Osmanlı Devleti, faizi ekonomik çarkın vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyor ve uyguluyordu.
Faizi ve faizciliği haram kılan bir din, böyle bir devleti onaylar mı?
Değerli bilim insanı Mustafa Akdağ’ın Osmanlı’nın ekonomik yapısını anlatan iki ciltlik “Celali İsyanları” adlı yetkin çalışması Osmanlı ekonomisinin hiç de faizcilikten ırak kalmadığına dair en ikna edici örneklerle doludur. Evet, Osmanlı Devleti, faizi ekonomik çarkın vazgeçilmez bir unsuru olarak görüyor ve uyguluyordu.
Faizi ve faizciliği haram kılan bir din, böyle bir devleti onaylar mı?
DİN DEVLETİ SAVI, EVLAT KATLİNİ MUBAH KILAR MI?
Osmanlı din devleti ise, evlat katlinin kesin olarak haram olduğunu da biliyordu. Ancak saltanata ortak olabileceğinden kuşkulanılan herkesin, kendi oğlu ya da soyundan olsa bile, “katli vacip”tir. Hem dinin temel ilkelerine aykırı bir fiil işleyecekseniz hem de bu fiili dinin “sevap, mubah, vacip” gibi kavramlarıyla aklayacaksınız. İşte bir diğer çelişki de budur. Osmanlı Kanunnameleri evlat katline ilişkin epey sayıda fetvaları içerir. Dikkat ederseniz sadece bir insanı değil, Müslüman’ı, hatta kendi evladınızı öldürmeyi “caiz” sayan bir İslam devleti ile karşı karşıyayız.
İslamiyet’e göre böyle bir devlet caiz midir?
İslamiyet’e göre böyle bir devlet caiz midir?
BİR KAVMİ KÜÇÜK GÖREN BİR İSLAM DEVLETİ OLABİLİR Mİ?
Fatih Sultan Mehmet’in kendi veziri Çandarlı Halil Paşa’yı öldürtmesiyle Osmanlılarda –daha önce Selçuklularda da söz konusu olan-başlayan yeni siyasa, bu devletin kurucu unsuru Türkleri potansiyel bir tehlike ve aşağılanmayı hak eden bir güruh olarak görmüştür. Koçi Bey Risalesi’nden Hoca Sadeddin’e, Naima Tarihi’nden Peçevi’ye kadar Osmanlı resmi görüşünü yansıtan pek çok Osmanlı tarihinde Türkler acı bir dille aşağılanmakta; Ziya Gökalp’in deyimiyle “millet-i mahkure” (aşağılık millet) olarak tanımlanmaktadır.
Soruyorum, hangi İslamiyet bir kavim ya da insan topluluğunun aşağılanıp Anadolu’da kıyımdan geçirilmesini onaylayabilir? Talihin garip cilvesine bakın ki, “Kızılbaş”ı yani Türk’ü öldürmenin Allah rızasını celbedeceğine ilişkin fetva veren Şeyhülislam Ebu’s-Suud Efendi’nin tavrı bile "Milliyetçi-mukaddesatçı” çevreleri uyarmaya ve Osmanlıyı yeniden düşündürtmeye yetememektedir....
Soruyorum, hangi İslamiyet bir kavim ya da insan topluluğunun aşağılanıp Anadolu’da kıyımdan geçirilmesini onaylayabilir? Talihin garip cilvesine bakın ki, “Kızılbaş”ı yani Türk’ü öldürmenin Allah rızasını celbedeceğine ilişkin fetva veren Şeyhülislam Ebu’s-Suud Efendi’nin tavrı bile "Milliyetçi-mukaddesatçı” çevreleri uyarmaya ve Osmanlıyı yeniden düşündürtmeye yetememektedir....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder