22 Nis 2012

İmparatorluk ne yapar?

Michael Parenti

1995 yılında İmparatorluğa Karşı (Kaynak Yayınları, Mayıs 1996) adlı kitabımı yayınladığım zaman, bazı Amerikalı arkadaşlarım, beklendiği gibi, ABD’yi bir imparatorluk olarak adlandırmamın yanlış olduğunu düşünmüşlerdi. ABD’de genel kanıya göre, Amerikan hakim sınıfları bir imparatorluk sürdürmekten ziyade, sadece savunma amaçlı insani kurtarma operasyonları yapmak, problemli bir bölgede düzeni sağlamak, diktatörleri iktidardan uzaklaştırmak, terörizmle savaşmak ve demokrasinin propagandasını yapmak amacıyla ABD sınırları dışına müdahale etmektedir.
Fakat 2000 yılına gelindiğinde, herkes ABD’den imparatorluk diye sözetmeye başladı ve İmparatorluğun Üzüntüleri, İmparatorluğun Aptallıkları, İmparatorluğun Batışı veya Yanılsamaların İmparatorluğu başlıklarıyla kitaplar yayınladılar. Bu kitapların hepsi de imparatorluktan ABD’yi kastetmektedirler.
Muhafazakârlar bile bu nitelemeyi kullanmaya başladı. Hayret verici bir şey doğrusu! Sağcı aydınlar televizyon programlarında “Bütün imkanları ve sorumluluklarıyla biz bir imparatorluğuz ve buna alışmamız gerek. Biz dünyadaki en güçlü ülkeyiz ve bu şekilde hareket etmek için her türlü hakka sahibiz” dediler. Sanki böyle bir güce sahip olmak, Amerikan liderlerine bu gücü herkes üzerinde istedikleri şekilde uygulama hakkını bir yerlerden miras bırakmış gibi!
Bu ne demektir şimdi? Zaman zaman kendime sorarım. Nasıl oluyor da çok sayıda insan, ABD’yi kastederek imparatorluktan bu kadar kolaylıkla bahsedebiliyor? Halbuki muhafazakâr ideoloji her zaman ABD’nin diğer ülkeler gibi sömürgecilik ve işgallerle uğraşmadığını iddia eder.
Yanıt olarak, “imparatorluk” kelimesinin tüm gerçek anlamlarından temizlendiğinin farkına vardım. İmparatorluk bu günlerde sadece basit bir denetim ve hakimiyet anlamında kullanılıyor. Bu türe giren son zamanların imparatorluk eleştirilerine göre, imparatorluk sadece prestij ve güç ile ilgilidir. Halk arasında kullanılan tanımda ortaya konulmayan yön, imparatorluğun süreci ve toplumsal-ekonomik içeriğidir. Yani, imparatorluk hakkında sürekli birşeyler duymamıza rağmen, emperyalizm hakkında hiçbir şey konuşulmaz.
Şimdi bu oldukça garip bir şey elbette, çünkü emperyalizm imparatorluğun tam da kendisidir. Emperyalizm imparatorluğun işidir yani. Burada emperyalizmden kastım, elbette maddi ve mali amaçlı olmayan, sadece hakimiyetin genişletilmesi ve egemenlik kurmak anlamında değildir. Aslında, bazı yazarlar emperyalizm terimini de aynı imparatorluk gibi boş bir şekilde sadece hakimiyet ve üstünlük kurma anlamında kullanırlar, siyasi ve ekonomik gerçeklerden hiç söz etmeden.
Ben emperyalizmi şöyle tanımlıyorum: Bir ülkedeki hakim yatırımcının çıkarını artırmak amacıyla, o ülkenin ekonomik ve askeri gücünü başka bir ülkenin ya da bölgenin toprağını, doğal kaynaklarını, sermayesini ve pazarını zorla ele geçirmeye yöneltme süreci. Kısacası, imparatorluklar sadece “güç için güç” peşinde koşmaz. Gerçek ve büyük maddi çıkarlar sözkonusudur; kazanç defalarca yapılır.
Batı Avrupa’nın, daha sonra Kuzey Amerika ve Japonya’nın hakim sınıflarının çıkarları, yüzyıllarca bu ülkelerin mali sermayesiyle ve gerektiğinde ordularıyla, dünyanın çoğunluğuna, yerli halkların emeğine (gerek işçi, gerek köle olarak), pazarlarına, gelirlerine (sömürgeci vergiler, borç denetimi veya başka araçlarla) dayatıldı. Toprakların muazzam servetleri; altın, gümüş, elmas, bakır, rom, melas, kenevir, keten, abanoz, kereste, şeker, tütün, fildişi, demir, kalay, nikel, kömür, pamuk, mısır ve son zamanlarda uranyum, manganez, titanyum, boksit, petrol, yeniden vurgulayalım petrol (tam liste çıkarmak zor) ele geçirildi.
İmparatorluklar emperyal ülkenin hakim ekonomik çıkarları açısından olağanüstü kârlıyken, sömürgeleştirilmiş ülkenin insanları açısından olağanüstü zararlıdır. Hedef ülkelerin insanları, kendi topraklarının ve doğal kaynaklarının sömürülmesinden zarar görmenin yanı sıra, işgalciler tarafından çok sık ve kitleler halinde öldürülmektedir.
ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin siyasi yazınında imparatorlukların şu marifetlerinden pek söz edilmez: İmparatorluklar koca bir nüfusu yoksullaştırır ve çok sayıda masum insanı yok eder. Bu satırları yazdığım şu sıralarda, Başkan Obama ve onun ulusal güvenlik devleti Irak, Afganistan ve Pakistan’da 2,5 savaş yürütüyor; Yemen, İran ve daha düşük oranda Kuzey Koreyi askeri olarak tehdit ediyor. Haiti’ye sağlık ve kurtarma yardımı gönderecekleri yerde, bizim bombacımız deniz piyadelerini gönderdi. Bu deniz piyadeleri çok yakın geçmişte Haiti’de yıllar boyu zulüm yaptılar, cinayetler işlediler; sonraları da kendilerine yardım eden yerli işbirlikçilerinin toplu cinayetlerini desteklediler.
Cinayetlerin amacı, kendi kaderlerini tayin eden, bağımsız ve başka türde ulusların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu nedenle imparatorluk kendi devlet gücünü kullanarak kendi yatırımcı sınıfına özel varlık biriktirir. Kendi kamu gücünü kullanarak iktidarını büyütmeye çalışır ve diğer ülkelerin kendilerini geliştirmelerini engeller.
Bu düzen, eninde sonunda kendi içinde taşıdığı çelişmelerin ağırlığı altında ezilmeye başlar. İmparatorluklar başkalarına karşı daha ölümcül hal aldıkça ve korkunçlaştıkça, kendi hastalığı büyür ve zayıflar.
Son Güncelleme: Perşembe, 12 Nisan 2012 21:37

Hiç yorum yok: