29 Nisan 1997 BÇG rapor sistemi
Öncelikle bir hususu açıklığa kavuşturalım. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) 2937 Sayılı Yasası’nın 5. Maddesi’nde; “Bütün Kamu kurum ve kuruluşlara kendi ilgi alanlarına ilişkin istihbarat toplayabilirler” hükmü bulunmaktadır. Genelkurmay Başkanlığı’nın iç istihbarata yönelik kaynakları, kuvvet komutanlıkları ile İçişleri Bakanlığı ve MİT’tir.
Çalışma Grubu’nun “ilgilileri ve yetkilileri uygun ve yasal platformlarda bilgilendirmeye yönelik çalışmaları” bir rapor sistemine bağlamak için 29 Nisan 1997 tarihli bir emir yayınlanmıştır. Emirde “Türkiye’nin irticai taktik resminin ortaya çıkarılması maksadıyla İl bazında irticaya müzahir dernek, tarikat, dergâh, tekke, zaviye, türbeler, kuran kursları hakkında bilgilerin bir defaya mahsus olmak üzere Genelkurmay Başkanlığına gönderilmesi” istenmiştir. Verilen bilgilerde meydana gelen değişikliklerin belirtilen tarihlerde periyodik olarak gönderilmesi esasa bağlanmıştır. Ayrıca emrin 6. Maddesi’nde, “Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’nca, ilgili bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile istihbarat teşkilleri gibi çeşitli kanallardan elde edilen bilgilerin gecikmeksizin, Batı Çalışma Grubuna aktarılması” istenmektedir.
BÇG fişleme yapmamıştır
Rapor sisteminde şahıslar hakkında iddia edildiği gibi fişlemeye yönelik bir istek bulunmamaktadır. Fişleme her zaman “Ciheti Emniyetin” işi olagelmiştir. İddia edildiği Çiller, veya başka birileri için Batı Çalışma Grubunda fişleme yapılmamış, dosya tutulmamıştır. Batı Çalışma Grubunda eyleme, icraya yönelik hiçbir emir-talimat hazırlanmamış, yayınlanmamıştır. Yapılan çalışmalar ilgilileri ve yetkilileri bilgilendirme amacıyla yapılmıştır. Peki, bu durumda 28 Şubat soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılarının ellerindeki belgeler nelerdir?
28 Şubat’ı yürüten Cumhuriyet savcılarının ellerindeki belgeler
Cumhuriyet Savcılarının soruşturma dosyalarındaki belgeler bu yazının kaleme alındığı 03 Ekim 2012 itibariyle, her nedense henüz sanıklara ve avukatlarına verilmedi. Yukarıda BÇG’nun çalışma ve rapor sistemine ilişkin gerçek belgeler dışında, 28 Nisan 2012 tarihinde Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nda ifademin alınması esnasında bazı belgelerden pasajlar okunarak, sorular soruldu. Bu vesileyle belgeleri okuma ve incele fırsatım olmadıysa da ifade zaptına geçtiği için içerikleri hakkında bilgi sahibi oldum.
Yasallaştırılmış işkence
Bu belgeleri irdelemeye geçmeden önce, 72 yaşındaki sanık Çetin Doğan’ın savcılıkta ifadesinin alınma ve hâkim karşısına çıkarma serüveni hakkında, parantez açarak kısa bilgi vermem uygun olacaktır. Ben buna yasallaştırılmış “işkence” diyorum.
28 Nisan 2012 Saat 03.00’da koğuşumdan alındım. Ankara Cumhuriyet Savcılığına ulaştığımda sabah Saat 09.00 olmuştu. Savcılık ifadem tamamlanıp Hâkim karşısına çıktığımda saatler 01.00’i (29.04.2012) gösteriyordu. Hâkim grup halinde topluca yargılama yaptığı için, tutuklama kararını bize imzalattıklarında saatler 02.30’u bulmuştu. Silivri’deki “malikâneye” döndüğümde Saat 07. 38’di. Demirkapılı, bol parmaklıklı beton kampusun 27 saat uykusuzluk ve yorgunluktan sonra benim için neden gerçekten bir malikâne gibi göründüğünü bilmem anlatabildim mi?
Şimdi gelelim savcılık sorgusu esnasında bana gösterilen belgeler ve içeriklerine.
04 Nisan 1997 tarihli Batı Çalışma Grubu oluşturulması konulu belge ve eki
406 No’lu MGK kararı ile 14 Mart 1997 tarihli Başbakanlığın talimatının yayınlanmasından sonra, Genelkurmay Başkanlığı Karargâhı’nda Türk Silahlı Kuvvetlerinin de irtica ile mücadelenin organize edilmesi, 03 Nisan tarihinde düzenlenen toplantıda gündeme taşınmıştır. Bu toplantıda başta BÇG’nun kurulması olmak üzere alınan kararlar, Genelkurmay Genel Sekreterliğince, 04 Nisan tarihli bir emir ile bir yayınlanmıştır. Yukarıda açıklamasını yaptığım 10 Nisan 1997 tarihli emrin dayanağı 03 Nisan tarihinde yapılan toplantı ile Genelkurmay Genel Sekreterliği’nin hazırladığı Gnkur. II. Bşk’ı tarafından imzalanan 04.04.1997 tarihli emirdir.
Bu emir gerçek olmakla beraber, savcılıkta bana belge ekinde olduğu söylenen ancak gösterilmeden okunan “Özel Oturum İle İlgili Görüş ve Öneriler” başlıklı el yazısı notun uydurma ve sahte olduğu kesindir.
Özel Oturum İle İlgili Görüş ve Öneriler Başlıklı El Yazısı Notu, Neden Yukarıdaki Emrin Eki Olamaz?
Genelkurmay Genel Sekreterliğince hazırlanan 04 tarihli emir tek sayfalıktır ve eki olsaydı imza hanesinden sonra ekin varlığı ve isminin yer alması gerekirdi.
Resmi nitelikli bir evrakın el yazısı ile imzasız bir ekinin olması düşünülemez.
Savcının bana okuduğu söz konusu el yazısı not hakkında kısa bir açıklama yapmanın yerinde olduğunu sanırım. Bunun birinci nedeni, Balyoz Davasında çokça rastladığımız, özel Görevli Savcıların atıla suça dayanak arama, yaratma gayretkeşliğinin, 28 Şubat soruşturmasında da varlığını bir örnekle göstermektir. İkinci nedeni ise, bu iğreti belgenin Sayın Tansu Çiller’e de Cumhuriyet Savcılığında gösterildiğinin güçlü bir ihtimal olarak ortaya çıkmış olmasıdır. Sayın Çiller’in Savcılıktan çıkar çıkmaz kendisini, 28 Şubat’ın gerçek hedefi, mağduru olarak kendini ilan etmesindeki dayanak, bu belge olmalıdır. Adı geçen belge içeriğine bir göz atanların bu kanımızı paylaşacağından eminim. Belgenin içeriğinde, noktalar dâhil “Sorgulama Tutanağına“ geçen şekliyle, şu hususlar yer almaktadır:
“Özel Oturum İle İlgili Görüş ve Öneriler AMAÇ; Bugünkü ortamda öncelikli hedef DYP’nin çökertilmesi, dolayısıyla hükümetin derhal iktidardan çekilmesini sağlayıcı önlemleri almaktır. DYP’nin Hükümetteki oy potansiyelini kırmak örtülü yapılmalıdır. ACİL TEDBİRLER; Hükümetin, RP’nin yumuşak karnını tespiti, Menfaat çatışması yaratmak, Söylenen ve yapılanlar arasında çelişkiler, Ahlaki anlayışların çürüklüğü, Hükümetin ortağı olarak DYP ile ilgili olarak; Liderlerinin sağladığı menfaat, DYP liderinin düşürülmesi, Liderden kurtulmanın parti için kazançlı olacağı ....... ............................................. ÇALIŞMA ŞEKLİ 1. Kurul, 2. Kurul, 3. Kurul, kimlerden oluşacağı ............................................ Eylem planı...............”
Bu el yazısı notun, yayınlanan emrin konusu ile hiçbir bağı olmadığı açıktır. Birbirinden kopuk, yarım yamalak kelime ve cümlelerden oluşan söz konusu notu, bir emrin eki olarak kabullenmenin ardındaki akıl ve feraseti anlamak için, Ergenekon, Balyoz ve benzeri davaların şüphelisi veya tecrübeli sanığı olmak gerekeceğini belirtmeliyim.
Tartışmalara engel olmak için Savcılıkta gösterilen soru işaretli diğer belgeler
Sorgulamayı yapan savcının 28 Şubat davasına ilişkin bütün belgeleri gösterip bana soru sormadan önce, her seferinde uzunca bir girizgâhta (açış konuşmasında) bulunması dikkatimi çekti. Sayın Savcı neredeyse yarım sayfayı bulan açış konuşmasında “Şüpheli Çevik Bir’in 15.04.2012 günü, Şüpheli İdris Koralp’ın 14.04.2012 günü vermiş olduğu ifadesinde söz konusu belgenin doğru olduğunu, imzanın kendisine ait olduğu.....” yolunda açıklamalarda bulunmayı hiç ihmal etmedi. Bunu belgelerin gerçekliğinin tartışma konusu yapılmasına mani olmak için yapıldığını sanırım. Bizim gibi özel yetkili savcılarla tanışıklıkları olmadığı için ve de zarfı resmi olunca mazrufun içeriğini kontrol gereksimi duymadıklarını sanırım.
Tanıdığım kadarı ile her ikisinin de savcının niyetini kendi iyi niyetleri ile karıştırmış olmalarının yanı sıra iyi niyetlilikleri ile hemen inanmaya meyilli oldukları için gösterilen belgelerin kendine ait olduğunu teyit etmiş, doğruluğunu kabullenmiştir. Bu bağlamda Sayın Savcının gösterdiği ve bana soru yönelttiği iki belge öne çıkmaktadır. Bunlara kısaca değinerek şimdilik konuyu kapatmak istiyorum. Şimdi Sayın Çevik Bir ile Sayın İdris Koralp’in gerçekliğini kabullendikleri belirtilen belgelerin irdelenmesine:
06 Mayıs 1997 tarihli ‘Batı Çalışma Grubu Batı Harekât Konsepti’ konulu belge
Bu belgenin başlangıcında doğru olabileceğini düşünmüşüm. Çünkü “İrticai (Siyasi İslam) Faaliyetlere Karşı Yürütülecek Mücadele Stratejisi” konusunda bir çalışmanın varlığını hatırlıyordum.
Ecevit imzalı belge
Nitekim Silivri Kampusu’na döndüğümde “İnternet Davası” yazışmalarını tarayarak; bu çalışmanın MGK’na sunulduğunu ve 18 Mayıs 2000 tarihinde merhum Başbakan Bülent Ecevit tarafından onaylanarak Başbakanlık belgesi olarak yayınlandığını belirledim. Sorgulama Tutanağını tekrar incelediğimde belgeye ilişkin ortaya çıkan gerçekleri şu şekilde özetleyebiliriz.
Söz konusu belgenin “taslak” ve gerçek isminin “Batı Harekât Konsepti” olduğunu, belgeye ilişkin, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasına (Hz. 1997/285) Genelkurmay İKK. ve Güv. D. Başkanı Tümg. Fevzi Türkeri’nin cevabi yazısından anlaşılmaktadır. (Bu bilgi Sayın Savcının belgeye ilişkin soru sormadan önce yaptığı girizgâhta yer almaktadır.)
Genelkurmay Başkanlığından Devlet Güvenlik Başsavcılığına gönderilen evrakın tarihi 29 Temmuz 1997’dir. Sayın Erbakan’ın Başbakanlıktan istifasının 18 Haziran 1997 tarihinde vermiştir. Taslak olduğu için yayınlanmadığı aşikâr olan söz konusu “Batı Harekât Konseptinin”, “T.C. Hükümetini cebren devirmek, hükümetin görevlerini kısmen veya tamamen engellemek, engellemeye teşebbüs etmek, darbeye teşebbüs etmek” gibi eylemlerle ne ilgisi olabileceğini anlamak için, işinizin Özel Görevli Savcılara ve de Özel Yetkili Mahkemelere düşmesi gerekir.
Söz konusu belgeye ilişkin Cumhuriyet Savcının sorduğu sorulardan belgenin içeriğinin bir harekât konsepti olmaktan çok bir istihbarat dokümanı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim DGM Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasına Genelkurmay İstihbarat Başkanlığını kuruluşunda bulunan bir Daire Başkanının imzası ile yanıt verilmesi bu hususu teyit etmektedir.
Sayın Çevik Bir ile Sayın İdris Koralp’in evrakın gerçekliğini evrakın ıslak imzalı dosya suretini görmeden kabullenmeleri, Özel Görevli Savcılarla ilk defa tanışıyor olmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Belgenin kim tarafından imzalandığı da açıkça belirtilmemiştir. Genelkurmay Başkanlığı “İmza yetkileri Yönergesine” göre, Genelkurmay Başkanlığından yayınlanan bir “Konsept” dokümanı Genelkurmay Başkanı tarafından imzalanır. Bu belgenin aslının tasdikli bir sureti Cumhuriyet savcılığından istenmiş, ancak şimdiye kadar bu konuda olumlu bir sonuç alınamamıştır.
Adı geçen belge 29 Temmuz 1997 tarihinde taslak olduğuna göre içeriğinin Refah-Yol Hükümeti ile bir bağ kurulması akıl karı değildir. Bana okunan kadarı ile söz konusu belgede hükümetin düşürülmesine yönelik herhangi bir eyleme ilişkin emir niteliğinde bir ifadenin de yer almadığını belirtelim.
27 Mayıs 1997 Tarihli Batı Eylem Planı ve Eki isimli belge
Her ne kadar bu belge ve ekinin gerçekliğini, 15 Nisan 2012 tarihinde Sayın Çevik Bir, 14 Nisan 2012 tarihinde Sayın İdris Koralp ifadelerinde kabul etmiş iseler de savcılıktaki ifademde samimiyetle “Bu belgeyi hatırlamıyorum. Böyle bir ciddi belgeyi hatırlamam gerekir. Dosya suretinde parafım varsa benim dönemimde hazırlanmış olabilir. Ancak hatırlamıyorum” şeklinde beyanda bulundum. Bu emir mahkemece konan kısıtlama kararı nedeniyle sanıklara hala verilmemiştir. Bu belge ile ilgili iki önemli hususu vurgulamak isterim:
Bu belgeye ilişkin bana yöneltilen sorulardan belgenin irtica ile mücadele kapsamında hazırlandığı ve içerisinde mevcut hükümetin düşürülmesine yönelik herhangi bir eylemin yer almadığı açıkça görülmektedir.
Sorgu Tutanağından geçtiği şekilde “Eylem Planının 26 No.lu faaliyet planı (d) bendinde, Hükümet değişikliği fırsatından yararlanmak ve 31 No.lu faaliyet planında Yeni hükümete mevcut durum hakkında teferruatlı bilgi vermek” ifadesi bulunmaktadır. Bundan anlaşılan İrtica ile mücadele için hazırlanan “Batı Eylem Planının” Erbakan Hükümetinin istifasından sonra hazırlandığını ortaya koymaktadır.
GENELKURMAY'IN ARAŞTIRMA TALEBİNE SUÇ DUYURUSU YAPTILAR
Brifinglerde yapılan kapanış konuşmalarından özetler:
28 Nisan 1997 kapanış konuşmasından özet:
Saygıdeğer konuklar;
Varşova Paktı’nın dağılması Sovyetler Birliği’nin çöküşü soğuk savaşı ve bloklar arası topyekun çatışmayı bütünüyle ortadan kaldırmışsa da bunun ardından beklediğimiz umutlar barış ve istikrarın bütün dünyaya yayılacağı konusundaki umutlarımız, beklentilerimiz kısa sürede hüsranla sonuçlandı. Soğuk savaşın hemen ardından bir yangın olduğu, Türkiye’nin bu yangının ortasında olduğu kesin! Etnik çatışmalar isyanlar, ekonomik ve sosyal bunalımlar, aşırı milliyetçilik, dine dayalı terörizm, bölgemizde... Tabii Türkiye de bu çok özel jeopolitik konumundan dolayı kendisini bundan soyutlaması beklenemez. Tohumları çok evvel atılan PKK terörü de işte özellikle Körfez Krizi’nin sağladığı bazı imkanlarla hızla, süratle gelişme ve filizlenme belirtileri gösterdi. Birçok can pahasına dökülen alınteri ve kanla bu terörün kontrol altına almak başarılmıştır. Dünyadaki terör olaylarını incelediğimiz zaman dış destek var oldukça bu terör ebediyen çökertilmesinin de mümkün olmadığını tecrübelerle gördük. Türkiye’miz güçlü bir ülkedir. Terörü destekleyen güçlere karşı yeterli caydırıcı yaptırımların da artık gündeme getirilmesi zamanı gelmiştir.
Elbette bu yaptırım ve zorlamalar için silahlı kuvvetlerin kullanılması da akla gelir ve bu kapsamda kullanılabilir. Elbette bu en son silahtır en son kullanılacaktır. Ancak diğer yönlerdeki elimizdeki milli gücün diğer unsurları terörü destekleyen unsurlara karşı güçlere karşı artık bu kesin yaptırımların gündeme getirilme zorunluluğu içerisinde karşı karşıyayız
29 Nisan 1997, kapanış konuşmasından özet:
Saygıdeğer konuklar;
Bizleri büyük bir sabırla dinlediniz. Düşüncelerimizin büyük bir kısmını paylaştınız. Tabii çok sesli bir toplumda değişik düşünceler de olabilir. Ama biz kendi çerçevemizi ortaya koymaya çalıştık. Türkiye Anayasa ile belirlenmiş düzeni, üniter devlet yapısı ötesinde, TSK tarihinde hiç bir zaman demokratik açılımlara engel olmadı. Sorunları çıkaran taraf olmadı. İktidarda olma hırsını hiçbir zaman gönlünde yaşatmadı. Ve bugün de yaşatmıyor. Sizleri saygı ile selamlıyorum. Silahlı Kuvvetlerimizin bu en üst karargahında, Genelkurmay Karargahı siz basın mensupları her zaman açıktır. Sizleri saygıyla ve şükranla selamlıyorum.
02 Mayıs 1997, kapanış konuşması özeti:
Saygıdeğer konuklar...
Bizi sabırla dinlediniz ve yaptığınız katkılarla, bizimle aynı havayı paylaşmakla bizi heyecanlandırdınız. Bizler, Türk Silahlı Kuvvetleri, halkımızın parçasıyız. Bizler kendi yapımız itibarıyla Türkiye’nin dört bir yanından gelmiş “Mehmetçik” ile, toplumun her kesiminden, her tabakasından gelmiş insanlarla içiçe hep beraberiz.
Ümmetten millette geçiş
Bizim işlevimiz, TSK olarak, her şeyden evvel savaşma sanatını öğretmekten evvel, doğusundan, batısından, kuzeyinden, güneyinden gelmiş bu insanları aynı potada kaynaştırmak, birbirini saymasını ve sevmesini öğretmek, komutanlarını saymasını öğretmek, bu şekilde devlete bağlılığı simgelemek, silah ve araçlarına bakmasını öğretmek ve bu şekilde kardeşlik ocağı kurarak, öteden beri ümmet yapısından, millet yapısına geçiş sürecine olumlu katkıda bulunmaktır.
Bizim isteklerimiz, bizim beklentilerimiz, hiç bir zaman kendimize yönelik olmamıştır. Türk yurdunun esenliği, insanların esenliğidir. Yurdumuzda yaşayan bu güzel insanların esenliğidir. TSK olarak elbette ki biz çok iyiyiz, en mükemmeliz demiyoruz. Demeye hakkımız yok! TSK olarak, çağdaş bir kafayla çağdaş bir düşünceyle iyiyi, mükemmeli arıyoruz.
Hep birlikte mücadele etmeliyiz
Bu konuda elbette ki üniversitelerimizle, diğer kamu kurum, kuruluşlarımızla, işadamlarımızla, sendikalarımızla iletişim içerisinde olacağız. Bütün demokratik kitle örgütleriyle birlikte hareket edeceğiz. Bu yolda atacağımız adımlar sanıyorum ki, Türkiye’yi daha esenliğe, daha aydınlığa götürecektir. Terör konusunda yapılan açıklamada arkadaşlarımız yeter biçimde ortaya koydular. Terörle mücadelede en güçlü olduğumuz nokta terörün bastırılmış olması değildir. En güçlü olduğumuz nokta terör örgütünün, insanlıktan ve insani değerlerden uzaklaşarak, yozlaşması, halktan kopması, adeta bir terör komandit şirketi olmasıdır.
Bizim halkla bütünleşmemiz ve örgütün zaafları bizim en büyük avantajımızdır. Bu ortamda iş adamlarımızın, devletimizin bölgede sosyal ekonomik yatırımlara, bölgede gençlere iş, aş bulmada, hep birlikte mücadele etmemiz gerekir. Karşılıklı kaynaklarımızı en iyi şekilde örgütleyerek, bu güzel insanlarımızı birleştirmek ve bütünleştirmek isteriz. Bölgede yaptığımız seyahatlerde fark ettiğimiz, o insanların gözlerinde fark edilen ışığın söndürülmemesi gerekmektedir. Biz gündemi değiştirmek için konuşmadık, biz karamsarlığı yaymak için konuşmadık. Konuşmalarımız, sorulara verilen cevaplar, doğrudan doğruya ufukta görünen, aydınlığın göründüğü kapının daha fazla-aralanması içindir.
Brifinglerin basına yansımaları
Verilen brifinglerin basında çok olumlu yansımaları olmuştur. Manşetten verilen haberlerden birkaç örnek vermekle yetinelim.
“Ordu: Devleti Koruyalım. Genelkurmay harekat başkanı Çetin Doğan, ülkeyi asker yönetmiyor, Hükümet ve TBMM bizim üzerimizdedir, dedi.”
“PKK terörünün bitmesi için bölgede sosyo-ekonomik şartların düzeltilmesi gerekir.”
“PKK, şeriatçılar dahil, tüm bölücü örgütlerle işbirliği halindedir.”
“Teröre destek veren siyasi partiler, siyasetçiler ve sözde insan haklan kuruluşları var.
Bir kısım medya da terör destekçisi yayın yapıyor.”
“Asker Gerçek Komutanı Hatırlattı”
Köşe yazılarından alıntılar:
“Bu bağlamda, çözüm, korgeneral Doğan’ın dediği gibi Parlamentoda.. Ancak yetmiyor... Brifing, sonunda korgeneral Doğan’dan beni çok mutlu eden şu sözler bir çözüm olarak geliyor: “çözüm, Türkiye’nin Batı’yla entegrasyonunda, Avrupa Birliği’ne girilmesindedir. Eğer Avrupa Birliği’ne girilirse bu yaşanan sıkıntılar, büyük oranda kalkar.”Anti-Demokratik uygulamalara heveslendiği, denmokrasiden uzak durmaya çalıştığı iddia edilen TSK’nın Genelkurmay Karargahı’nda yetkili bir ağızdan, Türkiye’nin geleceği, demokrasisi ve uygarlığı diye özetleyebileceğim Avrupa Birliği hedefini duymak gerçekten önemli... Evet, bu sözler, demokrasiyi savunuyor gibi görünüp, Türkiye’nin rotasını, demokrasi dışı dünyalara, İran’a ve molla rejimine çevirmek isteyenler için sanırım daha önemli olmalı. Demek ki demorat olmak için, yalnız sivil elbise giymek yeterli olmuyor.”
Fatih Çekirge; Sabah.
Erbakan Karadayı’yla kucaklaştı
“Erbakan’ın Kaddafi’nin başkanlığındaki “İslam! Halk Komutanlığı” üyeliği bile soruldu.
Ancak generaller, “Bizim komutanımız, Genelkurmay Başkanıdır” diyerek, manşet olmaktan kendilerini korudular. Brifing bittiğinde “şok” haber peşinde olanlar düş kırıklığına uğramışlardı. Ya Genelkurmay’daki brifingin konusu “rejim ve müdahale” olsaydı?.. Neyse ki, “ordu yönetime el koydu” türünden haberler servise konmadı. Alllah’tan Erbakan Hoca, Genelkurmay Başkanı Karadayı’yla kucaklaşıp demokrasiye bağlılık mesajı verdi de, sivil - asker dengesi kuruldu. Aksine varsaymak felaket olurdu!” Derya Sazak, Milliyet.
Ordunun demokrasi hassasiyeti
“Brifing son derece doyurucu bilgiler içeriyordu. Ama buna rağmen, toplundaki duyarlılıkları dikkate alan Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Çetin Doğan zaman zaman parantez açıp yanlış anlamalara meydan vermemek için açıklayıcı bilgiler ekliyordu. Çetin Paşa, Türkiye’yi dolu dolu yaşayan bir insan olduğunu, konulara yaklaşımı ve derin bilgisiyle ortaya koyarken ordunun demokrasi konusundaki hassasiyetine dikkat çekiyordu. Ordunun demokrasiye bağlılığını vurguladıkça, bu değerli paşamızı alkışlamak geldi içimizden.” Şakir Sütel, Akşam.
“Askerler, Türkiye’ye yönelik tehditler karşısında siyasetçilerin ve onlardan etkilenen kurumların yeterli duyarlılığı göstermediğinden şikâyetçidir. Dünkü brifingden bu izlenimi aldım. PKK ile mücadelede askeri hedeflere büyük ölçüde ulaşılmış, şimdi sıra ekonomik ve sosyal tedbirlere gelmiştir. PKK’ya militan üreten bataklığın kurutulması, o bölge insanının iş ve aş bulmasına, kendini birinci sınıf vatandaş hissetmesine bağlıdır. Bir yandan da mali kaynaklarının kurutulmasına ve kökten dinci örgütlerle bağlantılarının koparılmasına..
Bunun için bütün kamu kuruluşlarını aynı hedefte birleştirecek bir iktidar gerekiyor. Bu iktidarın irticayı tehlike sayması gerekiyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri, demokrasi içinde bu sorunlara çare bulunacağını biliyor. Ama bu hassasiyetlere Milli Güvenlik Kurulu’nda hak veren sivil yöneticilerin oy avcılığı yapmak uğruna dışarı çıkınca unutturmaya çalıştığını da görüyor. Ve zorluğunu millete açarak ondan yardım istiyor. İktidara baskı yapmasını bekliyor!” Güngör Mengi, Sabah.
“Temel sorunlara yaklaşımıyla ilgili olarak brifingte ortaya çıkan diğer başlıca değerlendirmeler de şöyle özetlenebilir:
TSK demokratikleşmeye her zaman saygılı olmuştur. TSK iktidarda kalma hırsını hiçbir zaman gönlünde yaşatmamıştır. Demokratik yapıdaki gelişmelere engel olmak gibi bir durum söz konusu değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini koruma konusunda TSK’nın hassasiyeti her kamu kurum ve kuruluşundan farksızdır. Ancak, biz elimizde silah olduğu için bu silahı doğru yerde ve halkın istediği yönde kullanmak zorundayız, yani biz daha hassas davranmak zorundayız.
Silahlı ilticanın toplum içinde bir tabanı yoktur. Cihad ve çağdışı rejim isteyenlere karşı toplumun büyük kesiminin geçit vermeyeceğine inanıyoruz. Ancak bu akımların arkasında olanlar belirli örgüde-ri destekliyorlar, örneğin Iran destekli olan örgütlerin bir çok cinayeti işledikleri su yüzüne çıkarılmıştır. Bunlara karşı ciddi tedbirler alınmalıdır.
- Silahlı Kuvvetler içinde çete benzeri olaylar gelişemez. Münferit olaylar çıkarsa da bunlar anında elimine edilir bertaraf edilir. Biz halkın, milletimizin ordusuyuz..”Basına, üniversitelere, iş aleminin önde gelen temsilcilerine verilen bu brifinglerin amacı mı? TSK kendi düşüncelerini halkıyla paylaşma ihtiyacı duymaktadır...” Bilal Çetin; Yeni Yüzyıl.
Akıl sahiplerinin işi değil
“Brifingin kapanış konuşmasını yapan Korgeneral Çetin Doğan ise, “Biz halkın ordusuyuz, milletin ordusuyuz, çeteleri sinemizde asla barındırmayız” dedi. Türk toplumunda, silahlı irticanın bir tabanı olmadığını açıklayan Korgeneral Doğan, PKK’yı dış güçlerin desteklemesinin sonuçlan üzerinde dururken,”Dış güçlerin PKK’yı desteklemeye devam etmeleri, askeri bir müdahaleye sebep olabilir” şeklinde bazı komşu ülkelere uyarıda bulundu.” Kenan Akın; Türkiye.
Sonuç olarak, yukarıda içeriği hakkında yeterli bilgi verdiğimiz “Kamuoyunu Bilgilendirme” amacıyla verilen brifinglerin Genelkurmay Başkanlığınca T.C. Hükümetini vazife görmekten cebren men etmek veya hükümeti devirmeye yönelik “ortam oluşturma girişimleri saymak” akıl ve izan sahiplerinin işi olamayacağının anlaşıldığını sanırım.
28 Şubat sürecinde Genelkurmay Karargâhı’nda yapılan çalışmalar
10 Nisan 1997 tarihli Genelkurmay Başkanlığı emri paralelinde, Batı Çalışma Grubu dört bölüm halinde teşkil edilmiştir. Bu bölümlerden; İstihbarat ve Değerlendirme Bölümü Genelkurmay İstihbarat Başkanlığınca teşkil edilmiş, Planlama, İstatistik ve Veri Hazırlama, Cari Harekat Bölümlerine Genelkurmay Personel, Harekat, Lojistik, Plan Prensipler ile Muhabere Elektronik Bilgi Sistemler Başkanlıkların personel görevlendirilmiştir. TSK yapılan herhangi bir çalışma birden fazla “Başkanlığın” görev ve sorumluluk sahasına giren konularda özel Çalışma Gruplarının” kurulması öteden beri uygulanan rutin bir uygulamadır. Kuvvet Karargâhları ile Jandarma Genel Komutanlığı’nca benzer bir yapılanma, yukarıda belirtilen emir uyarınca teşkil edilmiştir. Sürdürülecek faaliyetlerin istihbarat ağırlıklı olduğu için bu çalışma grupları İstihbarat Başkanlıkları bünyesinde oluşturulmuştur.
Bu birime gelen bilgiler haftalık değerlendirmeler halinde, “Komuta Katına” arz edilmiş ve Sayın Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile haftalık olağan görüşmelerinde gündeme getirilmesi uygun görülenler için “Bilgi Notları” hazırlanmıştır. Aylık Milli Güvenlik Kurulunda görüşülecek konular, Çalışma grubunun “İstihbarat ve Değerlendirme Bölümünde koordine edilmiştir. Çalışma Grubu’nun Planlama ve cari harekat bölümlerinde Kuvvet Komutanlıkları ile konuya ilişkin yazışmalar yürütülmüştür. Grup tarafından hazırlanan her türlü emir ve talimat, Çalışma Grubu’nun bağlı olduğu, İç Güvenlik Harekat Başkanlığı’nın “evrak çıkış kaydı” ile yayınlanmıştır.
Batı Çalışma Grubu çalışmalarına başladıktan kısa bir süre sonra MİT dahil çeşitli kaynaklardan camilerde bazı imamlar tarafından laiklik karşıtı konuşmalar yapıldığı yolunda bilgiler gelmiş, bu yoldaki duyumlar bazı gazetelere de yansımıştı. Konunun araştırılması için Kuvvet komutanlıklarına ve Jandarma Genel Komutanlığına, “Genelkurmay Başkanı Emriyle” olduğunu belirten, 16 Nisan 1997 tarihli, üç maddelik bir yazı gönderdim. Yazının içerdiği maddeler aşağıya görüldüğü gibi tamamen Batı Çalışma Grubu’na verilen görev ve sorumluluk çerçevesindedir.
1. Muhtelif Kaynaklardan camilerde laiklik aleyhtarı vaazlar verildiği, bu vaazların içeriğinde kanunen suç teşkil eden ibareler olduğu, hutbe ve vaazların verilmesinde Diyanet işleri Başkanlığınca yayınlanan dokümana uyulmadığı öğrenilmiştir.
2. Garnizon Komutanlıklarınca öncelikle cuma ve bayram namazları olmak üzere gayri muayyen zamanlarda verilen hutbe ve vaazların personel görevlendirmek suretiyle tespitinin ve tespit edilen hususların yer ve zaman belirtilerek rapor edilmesinin laiklik aleyhtarı tutum ve davranışları önlemeye yönelik çalışmaları önlemeye yönelik çalışmalar için faydalı olacağı değerlendirilmektedir.
3. Konunun hassasiyeti dikkate alınarak, görevlendirilecek personelin seçimi ve görevin icrasının, Garnizon Komutanlıkları’nca bizzat takip ve kontrol edilmesi ve daha ast makamlar ile sivil makamlar arasında yazışma yapılmaması uygun mütalaa eğilmektedir.
Arz ederim.
GENELKURMAY BAŞKANI EMRİYLE
Bu yazının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na gidenin fotokopisi bir köstebek tarafından (Hafızaları yoklarsak kim olduğunu tahmin etmek zor değil) Sayın Hasan Celal Güzel’e verilmiş. Hasan Celal Güzel de bu belgeye dayalı olarak Devlet Güvenlik mahkemesine “Anayasayı İhlal Suçu” işlediğim gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Konuya ilişkin takipsizlik kararı verilince de bir basın toplantısı düzenleyerek, hakkımdaki imzasız bir ihbar mektubunu basın mensuplarına dağıtmayı ihmal etmedi. Yıllar sonra bu ihbar mektubunu Birinci Ergenekon İddianamesinin 1595, 1618, 1619, 1620 ve 1621. sayfalarına serpiştirildiğini görünce, Ergenekon iddianamesinin neden ibaret olduğunu kolayca anlamama vesile oldu. (Bu arada İddianameyi, imzalayan Sayın Zekeriya ÖZ ve arkadaşları hakkında açtığım tazminat davasının ilk raundunu kazandığımı, Yargıtay’ın onaylamasını beklediğimizi belirtmeliyim.)
Son Güncelleme: Cumartesi, 13 Ekim 2012 19:43
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder