Aynı gerçek, 20.yüzyılda, Doğulu düşünür Halil Cibran (ölm.1931) tarafından şöyle tekrarlanmıştır: "Hiçbir gün doğuşu, bizi, bir gün batışının bıraktığı yerde bulamaz."
Sürekli oluşun bu işleyişi Kur'an'da bir yaratılış ilkesi halinde şöyle verilmiştir:
"Allah... O, her an yeni bir iş ve oluştadır." (Rahman suresi, 29)
Bu Kur’ansal ilke, Kur’an’ın tebliğcisi Hz. Muhammed’e isnat edilen bir sözde şöyle ifadeye konmuştur:
“İki günü birbirine eş geçen, hüsrandadır.”
Yaratıcı Kudret'in sürekli oluş içinde gösterilmesi, Allah'ın bir süreç (process) sergilediğini ifade etmek yanında, oluşun sürekliliğine ve değişmenin kaçınılmazlığına da dikkat çeker. Kur'an bu temel kabulünü, hayatın ve dinin omurgası yapmıştır. O yüzden, Kur'an'da dogma asgaride tutulmuştur.
Siyaset dincilerinin dillerine doladıkları ‘muhafazakârlık’, Kur’an’ın felsefî yapısı açısın-dan bakıldığında, bir müşrik tutkudur. Muhafazakârlığın esasını; eskiyi, ecdat kabullerini dokunulmaz kılmak oluşturur. Kur’an bu tutkuyu, doğrudan elli küsur, dolaylı olarak da yüz küsur ayetiyle şirkin bir uzantısı ilan etmektedir.
Batı’nın İslam’ı ve Müslümanları sömürmek için zaman zaman icat ettiği unvanlardan biri olan muhafazakârlık, son tahlilde, Kur’an ruhunun pagan şuuraltına (şirke) uyarlanmasıdır. Kur’an, hayatın, varlık ve oluşun temeline sürekli yürüyüşü, zıtlığı, isyanı ve diyalektiği koymuştur. Bu temel taşlar oynatıldığında Kur’an’ın dünyasından eser kalmaz.
Kur'an'ın tamamına yakını bir diyalektik alan oluşturur. Kur’an, bu alana müteşâbih (benzer zıtların vücut verdiği tartışmaya açık alan) diyor. (Bk. Âli İmran, 7; Zümer, 23) Bu sonsuz görecelikler alanı, insanı sürekli bir biçimde düşünce ve bilgi üretmeye, gerçeğin yeni boyutlarını yakalamak için hiç durmadan yeni sentezler yapmaya çağırır.
Bu yaklaşım ve özendirme, Kur’ansal hermenötiğin de esasıdır.
Sürekli oluşun ve kaçınılmaz değişmenin sosyo-teolojik alanda ortaya çıkardığı soruların cevaplandırılması, biri sürekli, diğeri belirli zamanlarda işleyen iki eylemle gerçekleştirilir:
1.İçtihat,
2.Tecdit.
İçtihat, hayatın yeni şartlarına yeni cevaplar vermek üzere her gün sergilenmesi gereken bilim ve düşünce faaliyetinin İslam literatüründeki adıdır. Cihat (Arapça yazılışı: cihad) kavramının temel uzantılarından biri olan içtihat, (Arapça yazılışı: ictihad) tıpkı cihad gibi, ‘bilim ve düşünce adına yoğun gayret göstermek’ anlamındaki ‘cehd’ kökünden türeyen bir sözcüktür.
‘Yeni’ anlamındaki cedîd kökünden türeyen ve İslam Peygamberi tarafından Müslüman aydınlara bir görev olarak yüklenen tecdit (Arapça yazılışı: tecdid) ise içtihadın daha kurumsal, daha derin ve devrimci bir belirişi olarak algılanabilir. İçtihadın her gün işleyen bir mekanizma oluşuna karşın tecdit, belirli zamanlarda devreye giren ‘büyük çaplı bir yeniden yapılanma hareketi’dir.
Tecdit deyiminin Batı dillerindeki karşılığı reform değil, ‘reconstruction’dur. Reform tabiri, Müslüman beklentilere cevap vermekten uzaktır. Müslüman aydınlar için bu sözcüğü kullanmaya gerek yoktur. Bu sözcüğün cevap getireceği makul ve meşru her şey, tecdit kavramı içinde vardır. Ancak Batılılar, kendi açılarından İslamî yenilenmeleri bu adla anmakta mazur sayılırlar.
Sürekli oluşun bu işleyişi Kur'an'da bir yaratılış ilkesi halinde şöyle verilmiştir:
"Allah... O, her an yeni bir iş ve oluştadır." (Rahman suresi, 29)
Bu Kur’ansal ilke, Kur’an’ın tebliğcisi Hz. Muhammed’e isnat edilen bir sözde şöyle ifadeye konmuştur:
“İki günü birbirine eş geçen, hüsrandadır.”
Yaratıcı Kudret'in sürekli oluş içinde gösterilmesi, Allah'ın bir süreç (process) sergilediğini ifade etmek yanında, oluşun sürekliliğine ve değişmenin kaçınılmazlığına da dikkat çeker. Kur'an bu temel kabulünü, hayatın ve dinin omurgası yapmıştır. O yüzden, Kur'an'da dogma asgaride tutulmuştur.
Siyaset dincilerinin dillerine doladıkları ‘muhafazakârlık’, Kur’an’ın felsefî yapısı açısın-dan bakıldığında, bir müşrik tutkudur. Muhafazakârlığın esasını; eskiyi, ecdat kabullerini dokunulmaz kılmak oluşturur. Kur’an bu tutkuyu, doğrudan elli küsur, dolaylı olarak da yüz küsur ayetiyle şirkin bir uzantısı ilan etmektedir.
Batı’nın İslam’ı ve Müslümanları sömürmek için zaman zaman icat ettiği unvanlardan biri olan muhafazakârlık, son tahlilde, Kur’an ruhunun pagan şuuraltına (şirke) uyarlanmasıdır. Kur’an, hayatın, varlık ve oluşun temeline sürekli yürüyüşü, zıtlığı, isyanı ve diyalektiği koymuştur. Bu temel taşlar oynatıldığında Kur’an’ın dünyasından eser kalmaz.
Kur'an'ın tamamına yakını bir diyalektik alan oluşturur. Kur’an, bu alana müteşâbih (benzer zıtların vücut verdiği tartışmaya açık alan) diyor. (Bk. Âli İmran, 7; Zümer, 23) Bu sonsuz görecelikler alanı, insanı sürekli bir biçimde düşünce ve bilgi üretmeye, gerçeğin yeni boyutlarını yakalamak için hiç durmadan yeni sentezler yapmaya çağırır.
Bu yaklaşım ve özendirme, Kur’ansal hermenötiğin de esasıdır.
Sürekli oluşun ve kaçınılmaz değişmenin sosyo-teolojik alanda ortaya çıkardığı soruların cevaplandırılması, biri sürekli, diğeri belirli zamanlarda işleyen iki eylemle gerçekleştirilir:
1.İçtihat,
2.Tecdit.
İçtihat, hayatın yeni şartlarına yeni cevaplar vermek üzere her gün sergilenmesi gereken bilim ve düşünce faaliyetinin İslam literatüründeki adıdır. Cihat (Arapça yazılışı: cihad) kavramının temel uzantılarından biri olan içtihat, (Arapça yazılışı: ictihad) tıpkı cihad gibi, ‘bilim ve düşünce adına yoğun gayret göstermek’ anlamındaki ‘cehd’ kökünden türeyen bir sözcüktür.
‘Yeni’ anlamındaki cedîd kökünden türeyen ve İslam Peygamberi tarafından Müslüman aydınlara bir görev olarak yüklenen tecdit (Arapça yazılışı: tecdid) ise içtihadın daha kurumsal, daha derin ve devrimci bir belirişi olarak algılanabilir. İçtihadın her gün işleyen bir mekanizma oluşuna karşın tecdit, belirli zamanlarda devreye giren ‘büyük çaplı bir yeniden yapılanma hareketi’dir.
Tecdit deyiminin Batı dillerindeki karşılığı reform değil, ‘reconstruction’dur. Reform tabiri, Müslüman beklentilere cevap vermekten uzaktır. Müslüman aydınlar için bu sözcüğü kullanmaya gerek yoktur. Bu sözcüğün cevap getireceği makul ve meşru her şey, tecdit kavramı içinde vardır. Ancak Batılılar, kendi açılarından İslamî yenilenmeleri bu adla anmakta mazur sayılırlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder