Erol Ertuğrul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erol Ertuğrul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kas 2013

Mısır sizi neden böyle korkutuyor

Mısır’da, Mursi’nin düşürülmesinden sonra Bay Erdoğan sürekli olarak aynı şeyi söylüyor: “Darbeler kötüdür.” Darbeler kötüdür de, şeriat iyi midir? Darbeler kötüdür de, sivil bir baskı yönetimi iyi midir?
Halkına saldıran destan değil alçaklık yazmıştır
Seçim kazanarak göreve geldiniz. Bir süre sonra, devlet olanaklarını yakınlarınıza, yandaşlarınıza peşkeş çektiniz. Sizi eleştirenleri, size karşı olanları cezaevlerine doldurdunuz. Basını susturdunuz. Üniversiteleri susturdunuz. Kendi dünya görüşünüzü, tüm ülkeye kabul ettirmeye çalıştınız. Bunun için yasalar çıkardınız. Seçimle geldiniz diye bunları yapabilir misiniz? Seçimle geldiniz diye, bunun adı demokrasi midir? Halk, bu yaptıklarınıza karşı çıkarak alanları doldurursa, ordu, halkın çağrısına kulak verirse bunun adı darbe midir? Mısır’da olanlar budur. Halk, ordu ile birleşerek devrim yapmıştır.
İlk çağlardan beri, hukuk dışına düşen yönetimlere karşı, adaletsizlikler yapan yönetimlere karşı, halkın direnme hakkı vardır. Ve bu hak kutsal bir haktır. Mısır’da dinci ve baskıcı yönetime karşı halk alanları doldurdu, Mısır Ordusu, halkın yanında yer aldı. Başbakan Bay Erdoğan, Mursi seçimle geldi diyerek, duruma tepki gösteriyor. Başbakan, Suriye’de Esad’ın düşmesi için her türlü desteği verdi. Mısır’da Mübarek düşerken ellerini ovuşturdu. Mursi için ise tepki gösteriyor. Öyle ki, Erdoğan’ın söyledikleri karşısında Mısır yönetimi “İçişlerimize karışma” demek zorunda kaldı. Bay Erdoğan’ın Mursi’yi desteklemesinin nedeni onun kendisi gibi dinci ve baskıcı birisi olmasıdır. Belli ki Mısır da olanlar AKP’yi ve Başbakan’ı korkutuyor. Bay Erdoğan, Mursi gibi yapıyor. Seçimle geldim diyerek her şeyi yapabileceğini sanıyor. Cumhuriyet’i dönüştürmeye çalışıyor. Kendi inançlarına göre bir düzen kurmak istiyor. Ülkeyi bölmeye çalışıyor. Kendisine karşı çıkan vatanseverleri cezaevlerine dolduruyor. Mısır Ordusunun göstericilere ateş açmasına tepki gösteren Başbakan, Türkiye’de polisin Gezi direnişçilerine plastik mermi ile biber gazı ile saldırmasını görmezden geliyor. Beş gencimizin yaşamına kıyan, on iki gencimizin gözlerini çıkaran, altmış beşi ağır yaralı on binden fazla insanımızı yaralayan polislere hiç utanıp sıkılmadan “Sizler destan yazdınız” diyor. Kendi halkına saldıran polis destan yazmış olamaz. Alçaklık yapmış olur.
Halk Atatürk ile yolunu çizmiştir
Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk ile yolunu çizmiştir. Bu yol aydınlık, tam bağımsız ve özgür bir yoldur. Hiç kimse, seçimle geldim diyerek Türk Ulusunu, bu yoldan geri döndüremez. Bay Erdoğan, gençlerin haklı direnişleri karşısında şaşırıyor, onları polis saldırıları ile korkutup sindiremeyeceğini görüyor. Bu kez “Gençlerimize geleneklerimizi öğretemedik” diyor. Kendi yaşam biçimini, kendi inançlarını, gençlerimize geleneklerimiz diyerek dayatmak istiyor. Başbakan’ın gelenekleri, Türk Gençliğinin gelenekleri olamaz. Gençler her yerde “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diye bağırıyorlar. Onlar, Atatürk’ün “Gençliğe Söylevini” , “Bursa Söylevini” yol gösterici olarak alıyorlar.
Gezi ile başlayıp, tüm Yurdumuza yayılan direniş ile görüldü ki Mustafa Kemal’in askerlerinin ellerinde taş yok, bıçak yok, silah yok. Yalnızca kırmızı karanfiller var. Şarkılar, türküler var. Kendisini RTE’nin, AKP’nin askeri olarak görenlerin ellerinde ise sopalar, bıçaklar, palalar var. Üstelik bu saldırganlar polis tarafından kollanıp korunuyorlar. Ulusumuzun seçimi silahlı, sopalı, palalı bir baskı yönetimi olamaz. Ulusumuzun seçimi faşist bir baskı yönetimi değil, Mustafa Kemal’in aydınlıkçı, özgürlükçü, tam bağımsızlıkçı yoludur.

28 May 2013

İhanetiniz unutulmayacak

Bay Erdoğan daha Başbakan olmadan önce ABD ye giden ve ABD Başkanı tarafından özel olarak karşılanan, ABD Başkanı ile özel anlaşmalar yapan bir başbakandır. Başbakan olduktan sonra ise ABD nin Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek amacı ile oluşturduğu BOP’un Eşbaşkanı olduğunu övünerek anlatan bir başbakandır.
Reyhanlı’nın sorumlusu Başbakan
Reyhanlı’da onlarca yurttaşımızın yaşamına neden olan alçakça saldırının nedeni budur. Açılım süreci adı altında yürütülen ihanet sürecinin nedeni de budur. Başbakan Bay Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı’na savaş açmıştır. Böyle bir savaşta ülkemizin hiç bir çıkarı yoktur. Güney sınırlarımız, Suriye’de yönetime karşı savaşan dinci teröristlere açılmış, güney il ve ilçelerimiz teröristlerin, yabancı gizli haber alma örgütlerinin savaş alanına dönmüştür.
Aylardır bu yerleşim yerlerimizde tam bir terör havası estirilmekte, vatandaşlarımıza saldırılmakta, karakollarımız basılmakta, polislerimiz şehit olmakta, AKP yönetimi bu olanlara karşı gözlerini yummaktadır. Sonunda beklenen olmuş, göz yumulan dış kaynaklı terör Reyhanlı’da masum vatandaşlarımızı vurmuştur. Bu olanların sorumlusu, Suriye yönetimine karşı savaş açan Başbakan ve Dışişleri Bakanı’dır. Başbakan, ülkemizi Suriye’ye karşı bir savaşa sürmeye çalışmaktadır.
Suriye’ye karşı savaşçı bir yol izleyen Başbakan içeride ise açılım süreci adı altında bölücü bir projeyi uygulamaya koymuştur. Terör örgütüne verilen ve ulusumuza açıklanmayan ödünler nedeni ile teröristler sözde, ülke topraklarını terk edecekler. Güvenlik güçlerimiz, silahlı teröristleri görmezden gelecek. Polislerimizi, askerlerimizi, subaylarımızı şehit eden, köylerimizi basan, kamu görevlilerimizi kaçıran, bir çapulcu gurubu silahları ile giderken, biz görmezden geleceğiz.
Anayasamızın 137. Maddesi çok açık, yasa dışı emir uygulanamaz. Katiller sürüsü silahları ile geçerken kim emir verirse versin görmezlikten gelmek suçtur. “Konusu suç oluşturan emir hiçbir biçimde uygulanmaz. Uygulayan kimse sorumluluktan kurtulamaz.” Sınır dışına çıkan teröristler, anayasal değişiklikleri bekleyeceklermiş. Bekledikleri değişiklikler gerçekleşmezse, yeniden geleceklermiş. Onlara kimse, gelecekleri varsa, görecekleri de olacaktır diyemiyor.
Hain ruhlu olan çapulcuya terörist diyemez
Teröristler elini kolunu sallayarak sınır dışına çıkarken, önceki Genel Kurmay Başkanımız terör örgütü yöneticisi olmaktan tutukludur. 450’nin üzerinde görevde ve emekli subayımız tutukludur. Bu askerlerimiz Güneydoğu’da, Irak’ın kuzeyinde yıllarca terörle savaşmış askerlerimizdir. Kim onları, ne amaçla yıllardır cezaevlerinde tutuyor. Onlar, ABD nin istemi ile Kürtüçülere verilen ödünlere ses çıkarılmasın diyerek öteki vatanseverlerle birlikte tutsak edildiler.
Akil adamlar illerimizi dolaşıyorlar. Her yerde tepki ile karşılanıyorlar. Ödünlere karşı çıkanlar barışa karşı çıkmakla suçlanıyorlar.
Barışı kim istemez. Ülkemizi bölerek, Kürtçülere istedikleri ödünleri vererek barış sağlanamaz. Akil adamlardan birisi, gittikleri yerlerde kendilerine “Barış karşılığında ne vereceksiniz” diye sorulduğunda “Böyle bir soru sormak gereksizdir” diyor. Aymazlığa, ihanete bakınız. Bir başka akil adam ise, bir başka yerde “Terörist başı için artık bebek katili, terörist denilmemeli” diye buyuruyor. Öyle ya artık ihaneti öyle bir noktaya getirdiniz ki, askerlerimizi şehit eden, köylerimizi basan, yollarımıza mayın döşeten birisine katil diyemeyeceğiz.
Yarın alanlardayız
Teröristlere de terörist değil aktivist diyecekmişiz. Bu çapulculara terörist demeyen hayındır.
Türkiye devletini bu duruma düşürenler, bu ihanetleri gerçekleştirenler yaptıklarının hesabını verecekler.
“Yarın 19 Mayıs. Bayraklarımızla alanlarda olacağız. Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı olan Bayramımızı yürekten kutluyorum.”

23 Oca 2013

Hayın olarak tarihe geçtiniz


Kimse hayın olmak istemez. Hiç kimse tarihe hayın olarak geçmek istemez. Yaptıklarınızla yapmaya çalıştıklarınızla ya hayın, ya vatansever olursunuz. Kişisel çıkarlarınız, siyasal çıkarlarınız sizi ya vatansever, ya hayın yapar.
Mustafa Kemal Atatürk ünlü söylevin de ne güzel söylüyor. “ ..... Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere, yurdun içinde yönetim başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayınlık içinde bulunabilirler. Dahası yönetim başında bulunan böyleleri kişisel çıkarlarını , yurduna girip yayılmış olan dış düşmanların siyasal erekleriyle birleştirmiş olabilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir....”
Susmak da zulme katılmak
Tarihin yazdığı hayınlar yalnızca ülkeyi yönetenler olmaz. Ülkeyi yönetenlere yardım edenler, onların kişisel ve siyasal amaçlarına hizmet edenler de hayınlıklar yapabilirler. Ulusun bireyleri, adaletsizliklerle karşı karşıya kalıyorlarsa ve bu adaletsizlikler dayanılmaz ve inanılmaz boyutlara eriyorsa buna neden olanlar da hayın olarak tarihe geçerler. Adaletin olmadığı yer vatan değildir.
Ergenekon, Balyoz adlı siyasal içerikli davaları hiç şaşırmadan izliyoruz. Bu davaları yaratanlar, bu davaları sürdürenler kendilerine yakışanı yapıyorlar. Onlar tarihimizin her aşamasında vardılar. Yine varlar. Ve yaptıklarıyla tarihe hayın olarak geçtiler. Ergenekon, Balyoz davalarında yargılananlar, kaçacaklar, kanıtları yok edecekler diye tutuklananlar, kendiliklerinden gelerek teslim oldular. Cumhuriyetin Ordusunun kahraman subayları yurt dışında yaptıkları görevlerinden, arandıklarını öğrenince kendiliklerinden ve tutuklanacaklarını bilerek gelip teslim oldular. Artık onları kaçacaklardı diyerek tutuklamak ve bu tutuklamaları yıllarca sürdürmek ne anlama gelmektedir. Bunları yapanlar tarihe nasıl geçtiler acaba.
Vatansever aydınlanmacı Fatih Hilmioğlu’nu onca yaşamsal hastalıklarına karşın ve yakın zamanda oğlunu yitirmesi nedeniyle çektiği acıya karşın içeride tutmanın başka adı olabilir mi? Sevgili Doğu Perinçek’i, oğlu Mehmet Perinçek ile birlikte tutsak etmek hayınlık değil de nedir ? Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Mehmet Haberal ve öteki vatanseverler ne yaptılar da beş yıldır tutsak tutuluyorlar. Önceki Genel Kurmay Başkanı Başbuğ nasıl olur da terör örgütü yöneticisi sayılabilir? Bunlara susarak katılmak, zulme katılmak değilmidir?
Kürtçüleri AKP şımarttı
Onur madalyalı generaller, vatanseverler cezaevlerinde tutsak tutulurken, Paris’te öldürülen üç PKK’lı kadın, Kürtçüler tarafından birer kahramanmış gibi karşılanıyorlar. Yazıklar olsun. Güzel yurdumuz nefesini tutmuş sessizce ve sabırla olanları izliyor. Kürtçüleri bu kadar şımartan AKP yönetimidir .
Yargılanan vatanseverler tarihte Namık Kemallerin, Mustafa Kemallerin yanında yerlerini aldılar. Onları yargılayanlar, yargılatanlar ise, Ali Kemallerin, Şeyh Saitler’in, Saidi Nursiler’in, Seyit Rızalar’ın, İskilipli Atıf Hocalar’ın yanlarında yerlerini aldılar.
Savunmalar alınmadan, sahte kanıtlar için bilirkişi incelemesi yapılmadan, gerçek dışı uydurma değerlendirmelerle onur madalyalı generaller, kahraman subaylar nasıl olurda yirmi yıl hapis cezasına çarptırılabilirler. Balyoz kararı gerekçesinde kanıtların asılları Genel Kurmay Başkanlığı’nda deniliyor. Genel Kurmay, bizde böyle belgeler yok diyor. Böyle hukuk, böyle karar olur mu?
Yüzlerine nasıl bakacaklar
Bir süre önce cezaevinden çıkan Soner Yalçın her hafta, belki kaçar düşüncesi ile karakola gidip imza veriyor. Aynı biçimde seksen yaşını aşmış önceki Genel Kurmay Başkanlarından Karadayı her hafta karakola gidip kaçmadığını göstermek için imza veriyor. Bunlara karar verenler hiç utanıp sıkılmıyorlar mı?
Bunca hukuksuzlukları yapanlar, ulusumuza acılar çektirenler çocuklarının yüzlerine nasıl bakacaklar. Onlar tarihe hayın olarak geçtiler. Ne acı.

16 Oca 2013

Karşılığında ne vereceksiniz


Yeni bir yıla girdik. Güzel yurdumuz 2012 yılında dünya’da tutuklu gazeteciler açısından birinci sırayı aldı. Tutuklu gazeteci sayısı bakımından dünya birincisiyiz. Çin ve İran bile bizden sonra geliyor. Kendi Ordusunu tutuklayan, kendi subaylarına darbeci yaftası yapıştırarak onlara bir düşman ordusu gibi işlem yapan başka bir ülke yoktur dünyada. Bilim adamları, milletvekilleri, yazarlar, yalnızca vatansever oldukları için, Cumhuriyete sahip çıktıkları için cezaevlerine konuldular.
Yapılan yasal değişikliklerle yargı yandaşlaştırıldı. Artık hukukun üstünlüğünden, bağımsız ve tarafsız yargıdan söz etmek olanağı yoktur. Üniversiteler, basın susturulmuştur. Geçen günlerde bir rektör, tüm rektörlerin AKP’nin rektörleri olduğunu söyledi. Bir tarikatı ve yönetimi eleştirenler, yazıları ile, eylemleri ile yönetime karşı olanlar soluğu cezaevlerinde alıyorlar. TV dizileri yasaklanıyor. Başbakan tüm bu olanlara ileri demokrasi diyor. Yönetim Ulusumuzu aldatmaya çalışıyor.
AKP’ye kredi açan CHP
Çıkarılan yasalarla, yönetmeliklerle eğitim dinselleştiriliyor. İlköğretim okulları anne babaların karşı çıkmalarına karşın imam hatip okulu yapılmak isteniliyor. Ulusal Bayramlarımız uydurma gerekçelerle yasaklanmak isteniliyor. Türk aydınlanması ve Türk Devrimi karalanmak isteniliyor. Yapılmak istenilen bir karşı devrimi gerçekleştirmektir. Tam bağımsızlıktan yana olan, ulusal çıkarlarımızı savunan, ABD çıkarlarına karşı olan onur madalyalı subaylarımız darbeci sayılarak cezaevlerine konulmuştur. Görülen davalarda terör örgütü yöneticileri gizli tanık olarak dinlenmiş, Cumhuriyetin ordusunun onurlu subayları ise sanık yapılmışlardır. Terör örgütü ile görüşmelere başlanmıştır. Karşı çıkacak vatanseverler cezaevlerine konulmuş, ordumuz tutsak alınmıştır. Artık alan boş kaldı sanarak şimdi bölücübaşı ile görüşüyorlar. Silahlar susacakmış. Terör örgütüne ne vereceksinizde silahlar susacak. Bunu söylemiyorlar. Bu konuda ki bir soruya Başbakan “Bunu söyleyemem” diyor. Kabul edilebilecek bir şeyse neden söyleyemiyor. CHP Genel Başkanı “AKP‘ye kredi açtık” diyor. Terör örgütünün istemlerine nasıl kredi açılabilir. Başbakan bu krediyi anında alaya alıyor. Terör örgütü, hem de kara para sağlayan bir suç örgütüdür. Bu örgütün görüşmelerle etkisiz kılınacağına inanmak saflıktır. Yalnızca bölücü ödünler verilir, karşılığında bir hiç alınır. Şehit haberleri ise hız kesmiyor. Türkiye kimsenin babasının çiftliği değildir. Ulusun her bireyi Mustafa Kemal’in askeridir. Mustafa Kemal’in askerleri bu ödünleri kabul edemez.
Deniz Feneri’nin ucu AKP’de
Cumhuriyet tarihinin görülmemiş yolsuzlukları bu dönemde gerçekleştirilmiştir. Deniz Feneri Derneği adında bir derneğin Almanya’da yaşayan inançlı vatandaşlarımızı aldatarak onlardan topladıkları paralarla ilgili dava bir türlü başlatılamamıştır. Davayı açan savcılar yargılanmış, onların davaları sonuçlandırılmış, yüzyılın soygunu denilen asıl dava ucu AKP ye uzandığı için bir türlü açılamamıştır.
Bu yolsuzlukları yapanlar, Ülkemizi bölünmenin eşiğine getirenler, gerici bir eğitimi çocuklarımıza dayatanlar, bir karşı devrimi gerçekleştirmeye çalışanlar hiç gitmeyeceklerini sanıyorlar. Oysa gidecekler. Kalıcı olan ulusumuzdur. Onca yolsuzlukları, hukuksuzlukları yapanlardan, ulusumuza acılar çektirenlerden bunların hesabı mutlaka sorulacaktır. 19 Mayıs 2012 günü İstanbul’da İstiklâl Caddesi’nde, 29 Ekim 2012 günü Ankara Ulus’ta, 10 Kasım 2012 günü Ankara Tandoğan alanında, Anıtkabir’de, 13 Aralık 2012 günü Silivri’de, 23 Aralık günü Menemen de milyonların katılımı ile gerçekleştirilen eylemler ile Ulusumuzun, gericiliğe, bölücülüğe, Cumhuriyetimizin ve büyük Atatürk’ün unutturulmasına susmayacağı ve sesini yükselteceği ortaya çıkmıştır.
Son Güncelleme: Çarşamba, 16 Ocak 2013 00:24

10 Eyl 2012

Dinci kafa ile karanlığa doğru...


AKP Muğla Milletvekili “Tüm okulları imam hatip’e dönüştürme şansı yakaladık” diyor.
Bu anlatım, Milli Eğitim’de yapılanların özetidir. 4 + 4 + 4 uygulaması ile ilköğretim okulları anne babaların ve öğrencilerin karşı çıkışlarına karşın imam hatip okulu yapılıyor . Başbakan’ın imam kökenli olması, tüm AKP kadrolarının dinci görüş taşıması buna neden oluyor. Bu yöntem ile öğrenciler temeldin eğitimi alacaklar. İmam kafalı öğretmenler, avukatlar, kaymakamlar, valiler, doktorlar, mimarlar yetişecek. Böylece Türkiye, Libya gibi, Lübnan gibi, Katar gibi, Arabistan gibi bir ülke olacak. Böyle ülkeler emperyalist ülkelerin kölesi olurlar. Bağımsızlıklarını yitirirler. Yer altı ve yer üstü tüm kaynakları emperyalist ülkelerin eline geçer. Referansı din olan gelişmiş bir ülke gösterebilir misiniz.
Kadınlara ayrımcılık katlanılamaz boyutlardadır. Başbakan’ın “Kadınla erkek eşit değildir” açıklaması onun kafasının içini yansıtıyor. İnanç özgürlüğü aldatmacası ile “kadının yeri evidir” görüşü öne çıkarılıyor. Sözde bir din adamı “Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın eşleri kapalı ise tüm kadınlar kapanmak zorundadır” diyebiliyor. Cumhuriyetimizin aydınlık kadın kazanımları yok edilmek isteniliyor. Londra Olimpiyatları’nda kadın sporcularımızın başarıları, aydınlanmanın sonucudur. Müslüman bir başka ülkenin kadın sporcularının böyle başarıları var mıdır .
Ulusal bayram törenleri uydurma gerekçelerle yapılmıyor. Geçtiğimiz 19 Mayıs törenlerinde gençlerimize padişah oyunu olan matrak oynatılmıştı. Geçen yıl 30 Ağustos resepsiyonu terör gerekçe gösterilerek yapılmamıştı. Bu yıl Bay Gül’ün kulak rahatsızlığı öne sürülerek yine yapılmadı. Ulusal bayramlarımız yavaş yavaş kaldırılmak isteniliyor. Alevi vatandaşlarımıza baskı gözle görülür boyuttadır. Adıyaman, Balıkesir, İstanbul-Kartal, İzmir’de alevi vatandaşlarımızın evlerinin işaretlenmesi gelinen noktayı göstermesi bakımından önemlidir.
Bir üniversite açılışında bir bakan “Her üniversiteye bir mescit yapacağız, mescit en az bir fakülte kadar önemlidir” demişti. Diyanet İşleri Başkanlığı İstanbul’daki otellerin tüm odalarına birer Kuran koyacakmış. Bunun için çalışmalara başlanmış. Otel odalarındaki Kuranları turistler mi okuyacak acaba? Kültür Bakanı geçen günlerde Antalya’da bir şehit cenazesinde, “Halkımız tekbir getirmek istiyor” diyerek askeri bandoyu bağırarak susturmuştu. Cenaze törenlerinde tekbir getirmek gibi bir geleneğimiz yoktur. Cenazelerde saygı ile susulur, bağırılıp tekbir getirilmez. Şehit olan bir askerin cenazesinde ise resmi tören yapılır. Askeri bando uluslararası nitelik kazanmış cenaze marşı çalar. Bakanın yaptığı popülist bir yaklaşımdır. Bu tavır bugüne değin Başbakan’ın bile aklına gelmemişti. Kültür Bakanı’nı kutlamak gerekiyor.
Dış politikada ABD’nin kuyruğuna takılmış olan AKP, Suriye’de şii yönetiminin gitmesi için dinci bir yaklaşımla görev üstlendi. Suriye’de dışarıdan gelmiş El Kaideci militanlar savaşıyorlar. Aralarında, 50 kadar Türk dinci militan da var. İstedikleri Suriye’de kapalı, dinci bir yönetimin iş başına gelmesidir. Türkiye’den bu savaşta saygın bir dış politika izlemesi beklenirken, ülkemizi Ortadoğu bataklığına hızla götürecek bir politika sürdürülüyor. Güney illerimiz acı çekiyor. Hatay’da sığınmacı adı altında Suriyeli militanlar askeri eğitim görüyor ve terör estiriyorlar. Ülkemiz bunları hak etmiyor. Bugünler geçecek, ulusumuz hak ettiği aydınlık günlere kavuşacaktır.
Son Güncelleme: Salı, 04 Eylül 2012 18:50

22 Ağu 2012

Cumhuriyetin savcıları, Cumhuriyetin yargıçları


“Öyle zaman olur ki Cumhuriyeti korumak için Başbakan’dan, bakandan, validen hesap sormak gerekir. İşte o Cumhuriyetin savcısıdır.” Türk Hukuk Devrimi’nin mimarı sevgili Mahmut Esat Bozkurt savcılara neden “Cumhuriyetin Savcısı” ‘sanı’nın verildiğini böyle açıklıyor. M. Esat Bozkurt Cumhuriyet savcılarına “Sizler Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en küçük bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından sorumlusunuz” diye sesleniyor. Sanlarının başında “Cumhuriyet” sözcüğü bulunmamış olsa bile yargıçlarımız da aynı görevdedirler. Türkiye Cumhuriyeti bir devrimdir. Cumhuriyetin tüm kurumları Cumhuriyete sahip çıkmak zorundadırlar.
10 yıldır AKP kabusu
Cumhuriyetin savcıları, Cumhuriyetin yargıçları bu görevlerini unutarak Cumhuriyeti savunmak yerine Cumhuriyeti savunanlara karşı işlem yaparlarsa, Cumhuriyetçileri yargılayıp sözde suçlamalarla cezaevlerine kapatırlarsa ne olacaktır?
Güzel yurdumuzda 10 yıldır kötü bir düş yaşanıyor. Cumhuriyetin erdemini kavrayamamış gerici bir kadro Cumhuriyetimizi dönüştürmeye çalışıyor. Bunun için yasalarla ele geçirdiği yargıyı kullanıyor. ABD çıkarlarına karşı çıkanlar, AKP’yi ve bir tarikatı eleştirenler soluğu cezaevlerinde alıyor. Yargının bir bölümünün bir tarikatın eline geçtiği, bu tarikat ile AKP’nin yargı yolu ile istedikleri baskıyı kurmuş oldukları yazılıp çiziliyor, yaşanıyor. Bu durum Türk yargısı için yüz kızartıcıdır. Yaşanan hukuksuzluklara karşın onlarca hukuk fakültesinden ses çıkmıyor. Birkaç baro dışında barolar suskunluğa bürünmüşler.
Subaylarımız hani casustu?
Darbe yapacaklardı, terör örgütü kurmuşlar, casusluk yapıyorlarmış diyerek övünç madalyalı subaylarımız, generallerimiz cezaevlerinde yıllardır tutsak tutuluyor. Atabeyler davası adı ile görülen ve türlü suçlarla subaylarımızın görevlerinden alınıp tutuklandıkları dava sonuçlandı. Subaylarımız aklandılar. Peki onların acılarını, kayıplarını kimler nasıl karşılayacaklar. Balyoz, Ergenekon davalarında eldeki kanıtlar çürütüldü. Vatanseverler haksız yere cezaevlerinde tutsak tutuluyorlar. Kanlı katiller salıverilirken Perinçek’in, Haberal’ın, Balbay’ın, Özkan’ın, Hilmioğlu’nun tutsaklıkları sürdürülüyor. Yiğitçe direniyorlar, baş eğmiyorlar, bunların geçeceğini biliyorlar. Vatanseverliğin kuralını biliyorlar. Bunlara neden olanlar ne acı ki, yargıç ve savcılar. Onlara Cumhuriyetin savcısı, Cumhuriyetin yargıcı diyebilir miyiz? Bu kadar mı kötüsünüz, bu kadar mı öç duyguları ile dolusunuz? Sizi kimler eğitti, kimler yönlendiriyor.
Danıştay davası saptırıldı
17 Mayıs 2006 günü alçakça bir saldırı sonucunda Danıştay üyesi sevgili arkadaşım , dostum, kardeşim M. Yücel Özbilgin yaşamını yitirmişti. Olayın suçlusu, suç ortakları açıkça belli olduğu halde yıllardır konuyu saptırmaya çalışıyorlar. Sonuçlanan dava, hiç ilgisi olmadığı halde Ergenekon’a bağlandı, unutturulmaya çalışılıyor. Bay Arınç’a sözde bir kıyınç (suikast) düzenlenmişti. Bunun için subaylarımız suçlandı.
Gerici basın olayı günlerce allayıp pullayıp türlü uydurmalarla diline doladı. TSK’nın kozmik odasına girildi. Bir yargıç tüm ulusal sırlarımızı toparlayıp götürdü. Sonra bu yargıç Yargıtay’a atandı. Davadan ise hiçbir şey çıkmadı. Cumhuriyetin ordusunu suçlayanların ise yüzleri hiç kızarmadı.
Hukuk kullanılarak gerçekleştirilen hukuksuzluklara yargı eli ile çektirilen acılara vatanseverlerin, kahramanların cezaevlerine tıkılmalarına ulusumuz daha ne kadar katlanacak sanıyorsunuz.
Son Güncelleme: Pazar, 05 Ağustos 2012 18:31

Hiçbir yönetim kalıcı değildir, gideceksiniz..


Bir ülkeyi çökertmenin, teslim almanın yolu, önce ordusunu çökertmektir. Bir ülkenin ordusunu çökertirseniz o ülkeye her istediğinizi yaptırabilirsiniz. Ne acı ki işbirlikçiler, ülkemizde saltanatlarının sürdürülmesi karşılığında buna göz yumuyorlar. 2002 yılından bu yana Cumhuriyetin ordusuna karşı yürütülen eylemlerin nedeni budur. ABD‘nin Büyük Ortadoğu Projesi‘nin yaşama geçirilebilmesi için, Anadolu‘da, Ortadoğu‘da haritaların değiştirilebilmesi için ordunun ve vatanseverlerin susturulması gerekmektedir. Kemâlist ve tam bağımsız bir Türkiye böyle bir planın uygulanması için en büyük engeldir. ABD‘nin böyle bir planı uygulamaya koyduğu, bunun için ülkemizi yönetenlerle anlaştığı Wikiliks belgelerinde, yabancı kaynaklar da yer aldı, yazıldı, açıklandı.
ABD‘nin önceki Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger New York‘ta yaptığı bir konuşmada “ABD kendi vatan hayınlarını yaşatmaz yok eder. Dünyanın başka ülkelerindeki vatan hayınlarını ise destekleyerek kendi ülkelerinde önemli görevlere getirir” diyor. Hiç kimse ben vatan hayınıyım diye ortaya çıkmaz. Vatan hayını olduğunu düşünmez. Ama öyle şeyler yapar ki, yaptıklarının adı vatan hayınlığıdır. Vahdettin emperyalistlerin isteği ile Mustafa Kemal için ölüm fermanı çıkarırken, bir İngiliz gemisiyle kaçarken vatan hayını olduğunu düşünmüyordu.
Ergenekon yalanı, Okyanus ötesi planı
Okyanus ötesinden plânlanan davalarla vatanseverleri cezaevlerine tıktılar. TSK‘nın kahraman subaylarına, Mustafa Kemâl’in askerlerine uydurma suçlamalar yöneltildi. Terörden en çok acı çekmiş, devlet içerisinde yuvalanmış çetelerin hedefi olmuş vatanseverler, bu çetelerin üyesi sayıldılar. Terörle kahramanca savaşmış subaylarımız casuslukla, terör örgütü üyesi, yöneticisi olmakla suçlandılar.
TSK‘nın 70 amiral ve generali, 300’ü aşkın subay yıllardır cezaevlerinde haksız ve hukuksuz tutuluyorlar. Yüksek Askeri Şura toplandı. Tutsak edilmiş 40 general ve amiral emekli edildi. Bu karar TSK‘nin gücünün kırılmasıdır. New York Times gazetesi “Evcilleştirme tamam” diye yorum yapıyor. Emekli edildikleri için 30 Ağustos 2012 gününden sonra Hasdal askeri cezaevinden, Silivri cezaevine gönderilecekler. Söylenecek söz kalmadı. Onlar Cumhuriyetin ordusunun seçkin generalleriydiler.
Oslo ve AKP’nin açılım fiyaskosu
Her gün şehit haberleri geliyor. PKK terörünün azmasının nedeni ordumuzun gözde subaylarının tutsak edilmesidir. AKP 2002 yılında terörün bitirildiği bir ülke teslim almıştı. Bu tablonun sorumlusu AKP ve ABD‘dir.
AKP dinci ve bölücü amaçlarına ulaşmak için her gün yeni adımlar atıyor. Bir devlet bakanı bir fakülte açılışında, her üniversitede bir cami yapılmasını isterken “Cami, fakülte kadar önemlidir” diyor. Tüm orta dereceli okullar imam hatip okulu yapılmaya çalışılıyor. CHP milletvekillerinin MİT tarafından izlendikleri, dinlendikleri kamuoyuna yansıyor. PKK ile Oslo‘da ABD gözetiminde görüşmeler yapan MİT, içeride CHP milletvekillerini izliyor.
Başbakan MİT Müsteşarı‘nın yargılanmaması için yasa çıkartmıştı. Bir konuşmasında ise “MİT Müsteşarı benim tüm sırlarımı bilen en yakınımdır” demişti. Bu izleme işinin Başbakan‘ın bilgisi dışında geliştiği düşünülemez.
Ordumuza olmadık hayınlıkları yapanlar, vatanseverleri yıllarca yakınlarından ayırıp acı çektirenler, cezaevlerinde tutsak edenler, yaptıklarının hesabını verecekler. Hiçbir yönetim kalıcı değildir. Haksızlıklar, hukuksuzluklar kimsenin yanına kalmaz. Bölücü ve gerici kadrolar gidecektir.
Son Güncelleme: Pazar, 12 Ağustos 2012 18:49

15 Mar 2012

Araplara özenmek...

Önce Tunus’ta başladı. Sonra Mısır, sonra Libya’da gerçekleşti. O ülkelerin halkları ülkelerine özgürlük, insan hakları gelecek sandılar. Bu amaçla sokaklara döküldüler. Sokak çatışmaları günlerce sürdü. Bu ayaklanmaları ABD’nin yönettiğini, özgürlükler adına gizli - açık bir plânın yürürlüğü konulmuş olduğunu fark etmediler. Adına “Arap Baharı” dediler. Arap ülkelerine bahar gelecek, her şey çok güzel olacak, faşist diktatörler gidecek sandılar. Belki faşist diktatörler gittiler. Mısır’da Mübarek daha fazla direnemedi, kendisi ayrıldı ama, kafes içerisinde yargılanmaktan kurtulamadı. Libya’da Kaddafi, kendi halkı tarafından linç edildi.
‘Araplara bahar değil kış geldi’
Sonuçta Arap ülkelerine bahar yerine kış geldi. Şeriat yanlıları yönetimi ele geçirdiler. Arap ülkeleri eskisinden daha kötü bir karanlığa, ‘kış’a gömüldüler. Bu yetmedi, sözde bahar çatışmalarının gerçek içyüzü ortaya çıktı. Bu ayaklanmaları destekleyen , yöneten ABD, bu ülkelerin yer altı kaynaklarını ele geçirdi. Araplar, hem özgür yönetim hülyalarından oldular ve hem de yeraltı kaynaklarını yitirdiler. Irak’ta da böyle olmuştu. Saddam’ın elinde kitle yok etme silahları var denilerek Irak’a girilmiş, 1 milyon Müslüman öldürülmüş, sonuçta tam bir baskı ve korku yönetimi egemen olmuştu. Yeraltı kaynaklarının, petrollerinin yönetimi ise ABD’nin eline geçmişti.
‘Süleymaniye’deki çuval olayını unutmadık’
ABD denizaşırı bir ülkedir. Ortadoğu’da, Arap ülkelerinde ne işi var . Şimdi sırada Suriye var. Libya’da Türkiye’yi kullanan ABD , Suriye’de aynı şeyi yapmak istiyor. AKP yönetimi, hiçbir çıkarımız olmadığı halde, Libya ayaklanmasına Türkiye yi’de soktu. Libya’ya elden milyonlarca dolar gönderildi. Saldırı uçakları İzmir’den havalandı. ABD’nin dümen suyunda olan AKP yönetimi bu kez Suriye’ye soğuk savaş açtı. Siyasal ve ekonomik ilişkiler kesildi. Hiç gereği yok iken sınır kapılarının bir bölümü karşılıklı kapatıldı. Binlerce ailenin gelirleri kesildi. Suriye’nın Humus kentinde yaşanan olaylarda ölenler için Başbakan “Humus’un hesabı sorulacak” diyor. Suriye’de yaşananların hesabını sormak bize mi düşüyor. Bu düşünce ABD’nin maşası olmaktır. ABD askerleri füze kalkanı diyerek bu kez Malatya Kürecik’teler. Malatya halkı ABD askeri istemiyor. Bodrum’da ABD askerlerinin başlarına çuval geçiren gençler için savcı 16 yıl hapis cezası istiyor. Savcılar Cumhuriyet’in savcıları olmalıdırlar. ABD askerlerinin topraklarımızda ne işleri var? 2003 yılında Süleymaniye’de ABD askerlerinin subaylarımızın başlarına çuval geçirdiğini unutmadık.
‘12 yıllık eğitim aldatmacası’
Bugün Türkiye , başı dik ve onurlu tek Müslüman ülke ise bunu Mustafa Kemâl Atatürk’e borçluyuz. Biz baharı, Mustafa Kemâl ile gerçekleştirdik. 1923 Cumhuriyet Devrimi, gerçek bir ‘Türk Baharı’dır. Arapların gerçek bir demokrasiyi, özgürlüğü daha uzun yıllar yaşaması çok güç. Onların hiç Mustafa Kemâlleri olmadı. Araplar kışı yaşarken, AKP ilköğretime Arapça dersleri getiriyor. Bu girişim gelecek kuşaklara kötülüktür. Arapça çocuklarımıza ne gibi bir yarar sağlayacaktır? Dindar bir kuşak yetiştirmekten söz ediyorlar. İlköğretimde 12 yıllık bir eğitim aldatmacası ile dinci bir uygulamayı yaşama geçirmek istiyorlar.
‘Başbakan kendi sorununu ülkenin sorunu sanıyor’
Türk Baharını ‘kış’a çevirmeye çalışıyorlar. Bir karşı devrimi gerçekleştirmek için uğraşıyorlar. Göreviniz dindar kuşaklar değil, düşüncesi özgür, aklı özgür kuşaklar yetiştirmektir. Başbakan için en önemli sorun İHL’dir, sıkmabaştır. Kendi sorununu ülkenin sorunu sanıyor. Bunun için kin tutuyor. Bunu saklamıyor. Toplumu ayrıştırıyor, ülkeyi geriyor.
Mustafa Kemâl’i ve Kurtuluş Savaşımızı unutturmak için uğraşıyorlar. Kürt ayaklanmalarını bahane ederek Cumhuriyeti karalamaya çalıyorlar. Cumhuriyeti kuranları, kahramanlarımızı tartışmaya açıyorlar. Ulusal birliğimizin simgesi olan ulusal bayramlarımızı kaldırmaya çalışıyorlar. Bunlara güçleri yetmeyecektir.
Son Güncelleme: Çarşamba, 14 Mart 2012 21:50

23 Ara 2011

Haddinizi Bileceksiniz!


Tarih 13 Aralık 2011. Yer, TBMM. Meclis’te bütçe görüşmeleri yapılıyor. Milli Savunma bütçesi görüşülüyor. İlgisi nedeni ile TSK adına generaller Meclis’te. Kürsüde, partisi adına Kürtçü BDP Milletvekili Sırrı Sakık konuşuyor. TSK’nın generallerine bakarak, “Haddinizi bileceksiniz. Bize ters bakmayacaksınız. Geçmiş bütçe konuşmaları sırasında bana generaller ters bakmışlardı. Kızı kendi gönlüne bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya gider. Generalleri bıraktınız, Balyoz, Ergenekon oluşumlarına gittiler” diyor. TBMM’de bulunan CHP milletvekillerinden hiç ses yok. MHP milletvekillerinden hiç ses yok. AKP milletvekillerinden zaten bir ses beklemiyoruz. Onlar TSK’ya ne gözle bakıyorlar çok iyi biliyoruz. Bölücülerle gericilerin ortak noktası TSK’ya düşmanlıktır. Kendi ordusuna hakaret edilirken susan milletvekillerine çok yazık.
Bütçe görüşmeleri sırasında TBMM’de olan generaller orada görevleri gereği bulunuyor. Bir bakıma konuk görevli sayılırlar. Ve onların bu görüşmeler sırasında söz söyleme, konuşma hakları yoktur. O nedenle de kendilerini bu aşağılık sözlere karşı savunamazlar. Mustafa Kemal’in kurduğu Meclis’te, Mustafa Kemal’in ordusuna Kürtçü bir milletvekili tarafından hakaretler edilirken, o Meclis’in milletvekillerinin susması ayıplanacak bir durumdur.
TSK kimsenin ‘kızı’ değildir
Generallerin ters bakmalarına gelince, onların Sırrı Sakık’a ters bakmış olmaları çok doğaldır. Sırrı Sakık, öteki Kürtçü milletvekilleri gibi, terör örgütünün destekçisi ve yandaşıdır. O örgütün onayı ile TBMM’ye girmiştir. Türk ulusunun bütünlüğüne, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacağı yolunda ant içtiği halde, bu andını çoktan unutmuştur. Ayrılıkçı örgüt, askerlerimizi, çocuklarımızı şehit ettikçe, hiçbir tepki göstermemiştir. Tersine, öldürülen teröristlerin yanında yer almıştır. Böyle bir milletvekiline Türk ordusunun seçkin generallerinin ters bakmaları çok doğaldır, hatta azdır. TSK için benzetmeleri ise çok aşağılıktır. TSK’nın seçkin ve kahraman generalleri kimsenin “kızı” değildir. Onların davulcuya ya da zurnacıya gitmeleri söz konusu olamaz. Bu yakıştırmalar olsa olsa onu yapanlara yakışır. Haddini bilmesi gereken birileri varsa onlar Sırrı Sakık ve arkadaşlarıdır.
Generaller görevleri gereği konuşamaz ve susarken, bu utanmaz sözleri sessizce dinleyen milletvekilleri utanmalıdır. Kendi ordusunu bir düşman ordusu gibi gören AKP milletvekilleri oturup düşünmek zorundadır. Eğer bu olanlar karşısında yüzleri kızarmıyorsa bu kendi sorunlarıdır. Evlerinde rahat uyuyorlarsa, bu ülkede başları dik onurla gezebiliyorlarsa, bunu kahraman Türk ordusuna boçlu olduklarını hiç unutmamak zorundadırlar. Eğer bugün Sırrı Sakık’ın memleketi Muş’ta Ermeni bayrağı dalgalanmıyorsa, Sakık ve yakınları bu durumu Türk ordusuna borçludur.
Yıllardır, ülkemizin gerçek vatanseverlerini yıldırmaya, sindirmeye çalışıyorlar. Yayılmacı ve sömürgeci dış güçler ile onların yerli işbirlikçileri sinsi bir planı uygulamaya çalışıyorlar. Kemalistleri, ulusalcıları, vatanseverleri, “Ergenekoncu darbeci” diye karalamaya çalışıyorlar. 60 generali, 300 subayı sahte belgelerle, uydurma gerekçelerle içeriye alacaksınız, dışarıda kalanlara her gün saldırıp hakaretler yağdıracaksınız; onlar da susacaklar. Bunun adı ise ileri demokrasi ve hukuk olacak öyle mi? TSK sussa bile bizler susmayız. Ordumuzun onuru bizim onurumuzdur. Bu ülkenin aydınlanmacılarını, vatanseverlerini, TSK’nın kahraman subaylarını kimse karalayamaz, aşağılayamaz. Bu ülke sahipsiz değil.