Zahide Uçar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zahide Uçar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 May 2013

Terör İthal Eden Başbakan Kan İçiyor, Zulüm Kusuyorsun!!.


Ana-Vatan kan ağlıyor. Reyhanlı kan ağlıyor. Amerika, İsrail dünyaya terör ithal ediyor. Obama’ya“sesini özledim” demekten utanmayan Başbakan, ABD ve İsrail’in ihraç ettiği terörü “İTHAL”ediyor.
Erdoğan sıkılmadan olayı barış denilen ihanet sürecine bağladı. Süreçle ne ilgisi var? 65 vatandaşımızın vahşi bir şekilde öldürülmesini bile ranta çeviriyor. Milletin önüne barış süreci diye koyduğu idam fermanına meşruiyet arıyor.

Yazıklar olsun!!.
11 mayıs 2013 reyhanlı patlamasıOlaydan 6-7 saat sonra “Suriye Devleti ve El Muhaberat” suçlandı. Madem 6 saatte işi çözecek istihbaratınız vardı(!).. O zaman daha önce niye önlem almadınız? Reyhanlılı vatandaşlarımız “bomba yüklü araç var haberlerini biz bile duyduk, önlem alınmadı” diyor.
Askeri bir hata olsaydı, satılmış medya linç ederdi?
MİT nerde? Ne iş yapar? Ülkeyi bölmekle meşgul oldukları için başka işlere zamanları kalmıyor mu?
Yoksa MİT’iniz Kandil, İmralı arasında kayboldu mu?
Vicdan yok, insanlık iflas etmiş.
Ulusal Kanal’a bağlanan bir vatandaşımız;

“Dün bir bakan gelecekti, iptal etti. Nedeni belli değil” 
diyerek farklı bir noktaya işaret etti.
Pek Sayın Erdoğan, Suriye hava sahasında uçağımız düşürüldü. Apırdınız, köpürdünüz. Sonra sustunuz. Neden?
Putin uçağımızı düşüren ülkenin İsrail olduğunu belgeleri ile önünüze koyduğu için olmasın sakın(!)?
İsrail daha önce de Suriye’ye girmiş, uçağın yakıt tankını ülkemize “suç unsuru olarak” bırakmıştı.
Emniyet İstihbarat Dairesi Pakistan ve Afganistan’da eğitim alan 2 binin üzerinde El Kaide üyesinin Türkiye’de olduğunu bildirdi
Türkiye terörist ve ajan kaynıyor. Suriye sınırı silindi.
Terör bağıra bağıra geldi.
Davut’un oğlu Ahmet oturmuş, Tayyip Recep Televizyonunda milleti kandırıyor. Karşısına iki parti sözcüsü yağdanlık almış. Boş potaya atıyor da atıyor
Sığınmacıları biz mi çağırdık diyor.

Evet, siz çağırdınız. Suriye’yi kana bulamak için dünyanın dört bir tarafından kiralanmış katillere ülke sınırlarını siz açtınız. Dünya basını yazıyor. Silahları siz veriyorsunuz. Eğitimi siz verdiniz. O katillerin silahları ile girip, silahları ile çıkmasına siz izin verdiniz.
Daha Suriye’de olaylar başlamadan kamplar kuran siz değil miydiniz?
Davutoğlu; sen akşam evine gidince çocuklarının yüzüne utanmadan nasıl bakıyorsun?
Müslüman maskeli Müslüman katilleri sizi…
Suriyeli masum sığınmacılar diyor, “Suriye Özgür Katillerini” saklıyorsunuz.
Bir de çıkmış eleştirenleri suçluyorsunuz. 10 parmağınızda 10 kara, hemen başkalarına sürüyorsunuz.
Davut’un oğlunun “masum insanlar” dediği “Özgür katiller”in vukuatlarını hatırlayalım:

12 Şubat 2013
Cilvegözü sınır kapısında bombalı aracı patlattı. 4’ü Türk 14 ölü, 26 yaralı
02 Mayıs 2013
Akçakale’de Gümrük koruma memurlarına, asker ve polise saldırdılar. Uzun namlulu silahlarla ateş ettiler. Bir polisimiz şehit oldu. 1 Polis, 5 asker, 4 sivil yaralandı.
03 Mayıs 2013
Gaziantep’te evlere ve arabalara saldırdılar. Gençleri bıçakla tehdit edip, kızlara-kadınlara sarkıntılık yaptılar.
03 Mayıs 2013
Hatay’da Ehl-i Beyt Derneği Başkanı’nın evine girdiler, eşyaları tahrip edip camları kırdılar. “Seni öldüreceğiz, yakacağız” notu bırakıp gittiler.
06 Mayıs 2013
Halep’in Kuzeyinde bulunan Kocali Türkmen Köyünü basıp 3 Türkmen öldürdü.
07 Mayıs 2013
Reyhanlı’da bir genci tartakladılar. Polislere saldırdılar.
Lokantalarda yemek yiyip ödemediler. Tayyip ödesin dediler.
Halkın evlerinde güvencesi kalmadı. Bahçeli evlerin balkonlarına girip evleri gözetlediler.
Alevi kardeşlerimizi “sizi öldüreceğiz” diye tehdit ettiler.
“Biz Hatay’a gitmek için gelmedik, burası zaten bizimdi” diyerek halka meydan okudular.
İşte Devidoff’un masum dediği katiller bunlar.
Hakikaten çok masumlar Devid Efendi(!).. En az sizin kadar masumlar(!)..
Terörist görünce dayanamıyorsunuz. Çünkü hükümetiniz de 11 yıldır Türk Milletine karşı terör uyguluyor.
Barzani’de, El Beşir’de, Öcalan’da, Karayılan’da kendinizi görmeseniz, bu kadar sevgi-muhabbet besleyebilir misiniz?
Dünyaya terör ihraç eden AB-D ve İsrail’e ayakçılık yapmanızın bedelini millet ödüyor.
Reyhanlı saldırısını ÖSO, El Kaide yapmış olabilir. Suriye Devlet Başkanı özenle Erdoğan ve AKP hükümetini Türk Halkından ayırıyor. Türk Halkının Suriye’ye yapılan terör saldırılarını desteklemediğini biliyor. Suriye ile savaşa “hayır” dediğini biliyor. Esad Türk Halkını karşısına alıp bir cephe açacak kadar salak değil.
Putin uçağımızı düşüren İsrail ile ilgili bilgileri Erdoğan’ın önüne koydu mu?
Güneydoğu ajan kaynadığına göre…
MOSSAD’ın Suriye gizli servisi Muhaberat içine gömüldüğü bilindiğine göre…
İngiliz, Amerika ve İsrail istihbaratının bu işin içinde olması göz ardı edilemez. Teröristleri kullanmakta en mahir ülkelerdir.
Erdoğan Reyhanlı’da 25 bin Suriyeli var diyor. Doğru değil.
Orada çok vahim bir durum var.
Reyhanlı’nın nüfusu kaç?
25 bin 517
Peki kaç Suriyeli var?
70 bin olduğu ifade ediliyor.
Hatay üzerinde gizli bir proje yürütülmüyorsa, bu bir aymazlıktır.
Askeri dışlayıp, Amerikan patentli danışmanlarınızla iş tutarsanız, tuzağa düşmeniz kaçınılmazdır.
İyi niyetli, aklı, öngörüsü olan hiç kimse bir ile-ilçeye kendi nüfusundan fazla yabancı yerleştirip o il ve ilçeyi işgal ettirmez.
Anlaşılan o ki, bu patlamalar “BARIŞ” dedikleri apışma sürecinde, Hatay’ı Yahudi Kürdistan’ına katma çalışmasıdır.
Demirtaş denilen PKK sözcüsü ne buyurmuştu?
“Güney boydan boya Kürdistan olacak” demişti değil mi?
Kurmayı planladıkları Yahudi Kürdistan’ının denize açılması gerekiyor.
Obama’nın sesini bile özleyen Erdoğan gibi birini bulmuşlar… Meşruiyetini kaybetmiş bir mecliste oturan ve terör yuvasına dönmüş meclisi meşrulaştıran, iktidar olmaktan şiddetle kaçan muhalefeti de bulmuşlar.
Bu fırsatı sonuna kadar değerlendireceklerdir.
Erdoğan Osmanlıcılığı da, dini de sadece kullanıyor.
Neden mi?
“İradesi elinden alınmış bir zatın, kendine ait hiçbir hedefi olamaz da ondan.”
Beyzbol sopası nereyi gösteriyorsa, oraya yürüyorlar.
Erdoğan; Osmanlı’nın yasını tutmaktan elinde olana sahip çıkmayı akıl edemeyen zavallılara, dinini yaşayamadığını sanan aymazlara Osmanlı kılıflı, din etiketli bir elma şekeri uzattı.
Yalamaktan şeker bitti, sapı ellerinde kaldı.
Türkiye Devid’in stratejik derinliğinde boğuluyor.
Savaş Türkiye’ye taşındı.
AK Cinayet Ortadoğu bataklığına saplandı.
Teröristle yatan teröristle kalkar, terörist doğurur.
Kılavuzu “küresel çete” olanın burnu boktan kurtulmaz.
Sizden istifa etmenizi isteyen saflar var ya? Ben istifa etmenizi isteyecek kadar saf değilim. Biliyorum ki;
İstifa “erdemli insanların” yapacağı bir eylemdir.
Not: Reyhanlı saldırısı üzerine Necdet Özel bir kınama yayınlamış(!).. Sayın Özel; bu millet sizi“kınama yayınlayın” diye beslemiyor. Kınamayı Sivil örgütlerde yapar. Biraz sıkılır insan. Sınır silinmiş. Türkiye teröriste “üs” yapılmış. Vatandaş kaderi ile baş başa bırakılmış. Siz kanarya severler derneği başkanı mısınız? Yazıklar olsun. O ordu mensupları yüreklerinde sizi Genel Kurmay Başkanları olarak kabul ediyor mu acaba? Ben vatandaş olarak kabul etmiyorum da.

12 Mar 2013

Eğer Bizi Yönetenler Türk Olsaydı…


7 Düvel bir araya geldi, Türkleri Anadolu’dan sürme planını yeniden ısıtıp yürürlüğe koydu.
Soykırım tescilli Fransız meclisinde “soykırım inkar yasası” kabul edildi.

Atalarımızın dediği gibi; “it itliğini, kış kışlığını yapacak” da, ülkenin yönetim mekanizmalarında olanlar bu güne kadar ne yaptı? Asıl ona bakmak lazım.

Türkiye gibi, bütün emperyalist devletlerin çıkarının kesiştiği bir coğrafyada oturup, bu durumu Türkiye’nin çıkarına kullanamayan güdük idareciler ülkemizi emperyalist katillere paspas yapmıştır.

Eğer bizi Yönetenler Türk olsaydı neler yapardı:

İzmir’e Türk Soykırımı anıtı diker, 7 düvel’in maşası Yunan’ın yaptığı katliam, tecavüz ve çıkardığı yangınları kanıtları ile belgeselleştirip gösteren bir işgal müzesi açardı.
Çanakkale’ye, Maraş’a, Antep’e Türk Soykırım anıtları diker; açılan işgal müzelerinde işgal ve işlenen cinayetleri, halkın verdiği mücadeleyi kanıtlarıyla belgeselleştirip gösterime sunardı.

Erzurum, Kars, Van ve mağdur olan bütün illerde Rus, Fransız askeri elbiselerini giyerek nasıl Müslüman-Türk katliamı yaptıklarını belgeselleştirirdi. Ermeni katiller tarafından yakılan, kuyulara doldurulan korumasız Müslüman Türklerin kemikleri toplanır, katliamın yapıldığı illerden birine kurulan katliam müzesinde sergilenirdi.
Hocalı Türk Soykırımını kendi meclisinden geçirirdi.

Baktın Ermeni diyasporası soykırım iddiasında bulunuyor, tedbirini alırsın.

O yıllarda Osmanlı’nın ticaret ayağı olan Ermeni ayağını kırmak için Ermeni vatandaşların önce dinini bölen, sonra isyan ettiren ülkeler hakkında, masum-savunmasız Müslüman-Türk katliamı yaptırdıkları gerekçesi ile suç duyurusunda bulunabileceğin uluslar arası mahkemelere başvurmanın yollarını ararsın.

En iyi savunma karşı saldırıdır. Üstelik elinde haklı olduğunu kanıtlayan binlerce kanıt var.

O dönem dedesi, kardeşi öldürülmüş, tecavüze uğramış insanlarımızın çocukları ve torunlarının katliama destek olmuş devletlerden şikayetçi olup, tazminat davaları açmaları sağlanmalıydı.
Ermenistan ve Ermeni diyasporası soykırım yalanını pişirdiklerinde, Akdamar Adasını Açıkhava müzesine dönüştürüp, Ermenilerin tecavüz ettiği, öldürdüğü, göle attığı Müslüman Türklerin simgesel heykellerini dikip, tarihi gerçekleri belgeselleştirip o tecavüz adasının tecavüz kilisesinde gösterime sunulmalıydı.

Tabii bunları yapmak için önce Türk Olmak, Türk’ün derdiyle dertlenmek, Türk gibi düşünmek, icazeti Türk Milletinden almak gerekir.

Bu mıymıntı, besleme tavırla gelinecek yer ancak burasıdır!!.
Van Akdamar Adasını yalakalık olsun diye çan seslerine mahkum edenler şimdi niye timsah gözyaşı döküyor anlamadım.

Atatürk vefat ettikten sonra Türklere seçtirmiş gibi yaptıkları atanmış memurlar, kendi kompleks ve sunulan koltuklarının diyetini bu millete bol kepçeden ödetmiştir.

Öcalan gibi bir küresel maymunun, ikinci bir İsrail devleti kurmak, Büyük Ermenistan hayalini gerçekleştirmek için hangi genetik kodlarının kullanıldığını bile açıklamaktan aciz, korkak, bu milletin güvenine ihanet etmiş devlet erkanı ile karşı karşıyayız. 

Öcalan’ın gerçekte Artin Agopyan adında bir Ermeni olduğunu saklamak kimin işine geliyor, düşünürseniz ihanet içinde olanları da açığa düşürürsünüz.

Türkiye Türkiye’den yönetilseydi, Öcalan’ın Artin Agopyan kimliği açıklanırdı. O zaman ne olurdu biliyor musunuz?

Kürtler nasıl bir tuzağa çekildiğini öğrenirdi. PKK’nın ilk saldırdığı köylerin Ermeni kalkışmasında Ermenilere karşı mücadele eden köyler olmasının bir tesadüf olmadığını anlardı. PKK yönetiminde ki gizli Ermenilerin aslında Kürtler için değil, Kürtleri kullanarak böldükleri coğrafyada İsrail ve Büyük Ermenistan Devleti kurmak için çalıştıklarını anlardı.

Bu gerçeği açıklamayan siyasi, bürokrat, asker… Hepsi bu millete ihanet etmiştir!!.
Bu gerçeği yazdığımızda, psikolojik harp unsurları ve etki ajanları bizi “ırkçı”olmakla suçlayacaktır. O zaman bizde şunu soralım;

“Ermeni tarihçi Levon Boğos Dabağyan ‘soykırım yapılmamıştır’ diyor.Asıl soykırımı bize Bizans uyguluyordu. O yüzden biz 1071’de Alparslan’ın ordusu ile birlikte Haçlı Ordusuna karşı savaştık. Osmanlı bize hoşgörü göstermedi. Hoşgörü idare etmektir. Osmanlı bizi bağrına bastı. Bizi kışkırtamayan devletler önce dinimizi üçe böldü. Ondan sonra isyan başlattı diye yazıyor.”

Söyler misiniz, “soykırım yapıldı” diyen bütün etki ajanları, konsomatris gibi televizyon masalarını gezerken, “soykırım olmadı, iki taraflı bazı acılar yaşandı” diyen ve bu konuda kitap yazan Dabağyan’a neden ekran yasağı uygulanıyor?

Özel televizyonları bırakın, Dabağyan’a devletin televizyonu olan TRT’de neden program yaptırılmıyor?

Bu durumun tek bir açıklaması var:

“Bütün su başları işgal e-dil-miş-tir!!.”

İdareyi ele almadıkça, bütün kuklaları kukla sahiplerinin suratına çarpmadıkça, kendi öz yurdunda aşağılanmaya, horlanmaya, köle olmaya mahkumsun!!.

Bu ülkeyi dışarıdan atananlar değil de, halkın seçtikleri yönetseydi eğer; Dabağyan’ın “bize asıl soykırımı Bizans yapıyordu” sözünü devlet bir koz olarak kullanır, bu hakikati tarihçilerine belgeletir, iftiracıların suratına çarpardı.

PKK 30 yıldır Ermeni Soykırım yalanını pişirenlerin finansal desteği ve silah yardımı ile cinayet işlemeye devam ediyor.

Şayet bizi yönetenleri biz seçseydik, PKK’ya silah satan devletlere dava açabilirdik. Hatta o silahların katlettiği şehit yakınlarının o ülkeler aleyhine tazminat davası açmasına devlet olarak ön-ayak olurduk.

Bu söylediklerimi ancak mandacılar, kompleksli aydınlar, ona buna kul olmaya alışmış kendi ayağının üzerinde durmaktan aciz zavallılar “hayal” olarak görür.

Oysa bütün bilimsel buluşlar, fetihler, kahramanlık destanları hayal edip hayallerini gerçekleştirmek için hareket edebilen yürekli insanlar sayesinde gerçekleşmiştir.
Kargalar ancak bok karıştırmayı hayal edebilirken, ANKA kuşları Kaf Dağını hayal edebilecek kadar asil, Tanrısal köklerine yakındır.

Kimse karga sürülerinin çokluğundan umutsuzluğa kapılmasın. Bir çakaralmaz patlama sesi bile bütün karga sürülerini dağıtmaya yeter. Değil mi ki ülkemin bütün yaraları dışarı kustu… Değil mi ki bütün ihanet su yüzüne çıktı… Bu demektir ki, ihanetin temizlenme zamanı da gelmiştir. Bu demek ki dışarı kusan yaralarımız tedavi olacaktır. Bu demektir ki, UYANMANIN VAKTİDİR!!.

Neden bu haldeyiz sorusunun cevabı aslında çok basittir.

Hatırlar mısınız; bir Genel Kurmay Başkanı Kandil’i “BBG Evi gibi izliyoruz” demişti. Toplum değerlerini çökertmek için yapılan bir program adıyla açıklama yapan bir Genel Kurmay Başkanın varsa, ülkenin BBG evi olması kaçınılmazdır.

Aynı Genel Kurmay Başkanı kendi personeli ABD tarafından esir alınırken şöyle bir tavsiyede bulunuyordu: “Şövalye ruhlu olun(!)..”

Türk Devlet yapısında “şövalye” diye bir unvan var mıydı? Orada bir Türk gazeteci olsaydı eğer; “hangi şövalye, tapınak şövalyesi olsa olur mu” diye lafı gediğine oturturdu.

Bir Türk Genelkurmay Başkanı gibi değil de, AB devletlerinden birinin Genel Kurmay Başkanı gibi düşünen bu zat, Türkiye için ne kadar üzülebilir? Türklere ait bir örnek veremeyecek kadar Türk’e yabancı..

Hani Ahmet Şık’ın basılmayan kitabı yasaklanıp bütün kopyalar toplanmış, tutuklanma nedeni basında çarşaf çarşaf yayınlamıştı. Cumhur, yani halkın başkanı tutuklamaya nasıl yorum yapmıştı hatırlayın.

“O kitap için gazeteler iyi bir piar çalışması yapmış oldu. 10 binler satılacakken, 100 binler satılacak şimdi(!)..”

PR, yani halkla ilişkiler(!).. PR’ın ne demek olduğunu cumhurdan kaç kişi anlamıştır sizce? Anlayan tek bir köylü bulamazsınız. Başkanı olduğu bir halkın dilini konuşamayan, İngilizce düşünen bir Cumhurbaşkanı(!)…

Bazen gerçek çok basittir. Okumasını bilene…

İngiliz’in de, Şövalyelerin de Ermeni ile bir problemi yoktur…
Bilmem anlatabildim mi?
Anlayana…

22 Aralık 2011

TAHTEREVALLİ


Türk Milletine bir operasyon yapılacaktı. Senaryo hazırdı. Yerli işbirlikçiler üzerinde yıllarca çalışılmıştı. Kelebeklerin kozadan çıkma zamanı gelmişti. Karanlık inlerinden çıktılar. “Barış, ileri demokrasi” naraları atarak her tarafta uçuşmaya başladılar.
Kurtuluş savaşında 7 düveli kovmuştuk. Arkasına bakmadan gidenler uyuyan ajanlarını ülkemizde bırakmıştı. Cephe savaşı bitmişti ama istihbarat savaşı en ağır biçimde devam ediyordu.

Kalan ajanlar;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra saltanat dönemindeki imtiyazlarını kaybedenler(vergiden muaf olmak, askerlikten muaf olmak gibi),Kurtuluş Savaşı yapılırken düşman güçler ile birlikte hareket ettiği için yargılananlar, kısacası kuyruk acısı olanlar üzerinde çalıştılar. Cumhuriyete, devlete düşman torunlar yetiştirdiler.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhuriyet çocukları ülkeyi imar ederken, bütün düşmanlarını kovduğunu sanarak rehavete düştü. Oysa dilimizi konuşan, Müslüman görünümlü istihbarat ajanları savaşmaya devam ediyordu.

80 yıllık çalışma sonuç verdi.

Görülen o ki;

Yabancı istihbaratların kucağında yetişen devlet düşmanları, devleti ele geçirdi.
Türk Milleti başına geleni anlayamasın diye bir tahterevalli kuruldu.
Tahterevallinin bir ucuna din, diğer ucuna cumhuriyetin değerleri oturtuldu. 
Din karşısına konulan bütün değerlerin kaybetmesi kaçınılmazdı.
Bu nasıl mı oldu? Bazı örnekler ile izah edelim:
Erdoğan gündem değiştirirken boşuna kürek çekmek yerine operasyonel bir söyleme sığınarak, "Ne zarar gördünüz imam hatip okullarından da bunları kapattınız? Ne yaptı imam hatipliler size de bunları kapattınız? İmam hatip okullarından terörist yetişmediği için mi imam hatip okullarını kapattınız? Anarşistler yetişmediği içini mi imam hatip okullarını kapattınız? Vatana hizmet aşkıyla yandıkları için mi imam hatip okullarını kapattınız?" dedi.

Tahterevallinin öteki ucundaki sazanlar istenilen cevabı vermekte gecikmedi. İmam Hatiplere karşı yorumlar yapıldı. Mütedeyyin halk yeniden Erdoğan’ın kucağına itildi.

Bakınız beyler-bayanlar;

Anadolu insanı aslında yobazdan hoşlanmaz. Çocukları okusun ama dinini bilsin, geleneklerine bağlı kalsın ister. Bu istek nedeni ile İmam Hatip okullarına ilgi gösterdi. Arsalar bağışladı. Yaşadığınız ülke insanının hassasiyetlerini, kırmızıçizgilerini anlayamazsanız söylediğiniz her söz askıda kalır.

Peki nasıl karşılık verilmeliydi?

Erdoğan’a verilecek cevap;

“Sayın Erdoğan, suç işliyorsunuz. Ayrımcılık yapıyorsunuz. İmam Hatipler de bu milletin okullarıdır. Oraya giden çocuklar da bizim çocuklarımız. Siz İmam Hatipleri övmüyorsunuz. AKP’nin siyaset okulu konumuna sokarak gelecekte bu okulların hedefe konması için tersten bir operasyon yürütüyorsunuz. Bu okulları hedefe koyuyorsunuz. İmam Hatip okullarının derneklerini okullarına sahip çıkmaya davet ediyoruz.”
Olmalıydı.

Çünkü hakikat budur.

Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bütün okullar devletine bağlı öğrenciler yetiştirmek zorundadır. İmam Hatipler Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullar olmasına, öğretmenleri bakanlığın atadığı öğretmenler olmasına rağmen, nasıl oluyor da imam ile öğretmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti konusunda ayrı düşüyor? İşte sorulacak soru, sorulacak hesap budur. Bu okullara hangi istihbarat ajanları el attı?

Siz Avrupa ülkelerinde kilise okullarından devletine düşman bireylerin yetiştirilebileceğini düşünebilir misiniz? Böyle bir şey mümkün değildir. İşte asıl sorgulanması gereken konu budur. İmam Hatipleri sorgulamak yerine, öğretmenle imamımızı ayrı düşüren bu ihanet çalışmasını kimler yürüttü? Bizim çocuklarımızı kimler birbirine düşürüyor?
Akılcı bakış bu sorgulamayı gerektirir.

Türk Milletine kurulan TAHTEREVALLİ kumpası nedeniyle bu günlere geldik.
Kurulan kumpası bozacak akılcı çözümler üretilmedi.   

Erdoğan’ı dindar nesil yetiştirmekle suçlayan akılsızları bile gördük.
Tersten destek… TAHTEREVALLİ siyaseti.

Erdoğan dindar nesil falan yetiştirmiyor. Erdoğan milli duyarlılığı olmayan, küresel şeytanların kullanabileceği kimliksiz patates bir nesil yetiştiriyor. Çünkü okyanus ötesi böyle buyurdu.
“Dinler arası diyalog eş başkanı olarak; tek dinli, tek dilli bir dünya devleti kurma projesinde görev alan Erdoğan ve ekibi, dindar nesil diyerek dine yaptığı operasyonu saklıyor?”  Sorulması gereken soru ise;

“Bahsettiğiniz nesil Haçlıya uşaklık edecek haçlı Müslüman’ı bir nesil mi olacaktır?”

Arslan Bulut Saadettin Tantan ile bir röportaj yapmış. Sadettin Tantan;

“İktidar partisi, iktidara geldiğinden bugüne kadar, tercih olarak kara para ekonomisi, kayıt dışı ekonomi, kaçakçılık, kumar ve fuhuş ekonomisi, terör ekonomisi ile yolsuzluk ekonomisinden besleniyor. Bundan beslenirken, PKK ve KCK da, 2000’li yıllarda dağılmakta olan ve parasal olarak da çökmüş olan bir örgüt iken bugün 50 milyar dolarlık bir servete ulaşmış vaziyette. Bu servet, bu 10 yıllık süreç içerisinde oluştuğu için buradan beslenen iktidar ve yandaşları ile oluşan sistem Türkiye’nin yozlaşmasına sebep teşkil etmiş vaziyette.”
Bu tespit doğrudur. Bu tespitte AKP iktidarının 10 yıllık icraatlarının resmi çekilmiştir. Peki bu resimde Müslümanlık var mıdır? Bırakın dindarlığı, bu resmin içinde insanlık, ahlak var mıdır?
YOKTUR!..

İşte bu korkunç gerçekleri DİN üzerinden kurulan siyaset TAHTERAVALLİSİ ile maskelediler.

Kurtuluş savaşında yenilen yedi düvel ve yerli ortaklarının çocukları, kendilerini hezimete uğratanların çocuklarından intikam alıyor.

Gelinen nokta;

Bir seri katilden, tecavüzcüden(itirafçı PKK’lıların açıklamalarında var),uyuşturucu taciri küresel bir fahişeden Mandela çıkarılıyor...

Türk milleti din maskeli haçlı uşaklarınca 40 yerinden bıçaklanıyor.
10 yıllık iktidarlarında hiç utanmadan;
“Bize karşı çıkanlar dine de karşılar” diye ahlaksız bir propaganda yaptılar.

Erdoğan;
“İmralı’nın koşulları dünyada hiçbir ülkede olmayan çok iyi koşullardır ve burada adeta özel bakım söz konusudur. Yatağı var, televizyonu ya konuldu ya konuluyor. Günde 1 saat 5 arkadaşıyla avluda volta atıyor. Hiçbir manisi yok.”
Diyor.
Yüreğim sıkışıyor.
Şehitlerimizin;
“Asıl biz şimdi öldük, bizi sattınız. Kanımızı sattınız.”
Çığlıkları beynimde çınlıyor.
Bu mübarek topraklar çok ihanet gördü.

Hatırlatırım;

BU TOPRAKLAR ÇOK HAİNİ DE GÖMDÜ.
Tek kurşun atmadan bu ülkeyi teslim ettiğini sananlar,
Tek kurşun yemeden bu ülkeyi teslim aldığını sanalar…
Yaktığınız ateşte yanacağınız günler yakındır.

12 Ocak 2013

11 Mar 2013

ABD Adına Cellat Olmak


Türkiye’nin kaderine bakın. Küresel katiller hatırına kendi insanlarını feda etmek… İnfaz kararı karanlık merkezlerce verilenleri “kanun(!)“ları kullanarak ölüme yollamak… Tıpkı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i yabancılara yaranmak için idam sehpasına yolladıkları gibi…
Dün Kemal Bey’i idama yollayan zihniyet, bugün başka isimlerle günümüz Kemal Beyleri’ni ölüme yolluyor. Kemal Bey aleyhine şahitlik yapan işbirlikçilerin torunları, basın yolu ile yalancı şahitlik yapmaya devam ediyor…
Atalarımız boşuna “göl yerinden su eksik olmaz” dememiş.
Kaşif Kozinoğlu Adalet(!) Bakanı’nın tutsak evinde kalp krizi(!) geçirip yaşama veda etti. Vatanına hizmet etmenin bedelini Kemal Bey gibi canıyla ödedi. Allah rahmet eylesin. AB-D’ye rağmen PKK ile mücadele eden kim varsa tek tek intikam alınıyor. Hatta bugünün değil, dünün de intikamı alınıyor. Kimden mi? Emperyalizmin değirmenine taş koyanlardan..
Dersim isyanını bastıranlardan, Şeyh Sait’e dersini hak ettiği gibi verenlerden… 

Mustafa Muğlalı’nın adının kışladan kaldırılması ise, iki büklüm olmuş Genel Kurmay Başkanı’nın resmiyle bir bütünlük arz ediyor.
Erdoğan’ın Dersim katliamı diyerek Türk Devleti’ni sanık sandalyesine oturtması, Seyit Rıza’yı haklı görmesiyle açıklanabilir. Haklı gördüğü Seyit Rıza Kimdir bir bakalım:
“Akıl hocaları Ermeni-Kürt Derneği kurucusu ve Kürtçülük adına her türlü hainliği yapmaktan çekinmeyen Baytar Nuri Dersimi ve Kürt Teali Cemiyetinin bölgedeki uzantılarından Koçgirili Alişir`de kışkırtma ve isyana teşvik gibi görevlerini ifada ön sıradaki yerlerini koruyorlardı.
75 yaşında ki Seyit Rıza, kendisini neredeyse bir Kürt ( oysa Kürt gözüken bu hain seyidim diyerek soyunun Arap olduğunu da kabul etmiş gerçekte ise Türk olduğu bilinmektedir (Alevilerin Etnik Kimliği, Cemal Şener, Etik Yayınları,2002, s.105)) padişahı gibi görmüş, gücüne güvenerek ayaklanmış ancak devlet güçleri baskın çıkmış ve bozguna uğramıştı.
Baytar Nuri`nin önerisiyle İngilizlere mektup yazarak destek aramaya kalkışmıştı. 
İşte o mektuptan ibret verici birkaç satır: ‘Yıllardan beridir, Türk Hükümeti Kürt Halkını asimile etmeye çalışmakta ve Kürt dilini gazete ve dergilerde yasaklayarak, anadilde konuşanlara eziyet ederek, Kürdistan`ın bereketli topraklarından gidenlerden büyük bir bölümünün telef olduğu Anadolu`nun çorak topraklarına zorunlu ve sistemli göçler düzenleyerek, bu halka zulmetmektedir.
Mektup, yalvarmayla (… üç milyon Kürt benim sesimde Ekselanslarına sesleniyor…) sürüyor. Altında Dersim Generali Seyit Rıza imzalı (30 Temmuz 1937) (Belge ve Tanıklarıyla Dersim Direnişleri, S.310)” (Murat Köylü)
“Büyük Kürdistan Hayali” içinde olanlar mütarekenin 7. maddesinden de destek alarak ve mütarekenin imzalanmasından iki ay sonra İngilizlerin desteği ile 30 Aralık 1918 `de alel acele “Kürt Teali Cemiyeti`ni” kurdular.
Kurucuları, daha önce isyan eden çıbanbaşlarının tamamından oluşuyordu. Şeyh Ubeydullah ve hain evlatları, Bedirhan aşiretinin döküntüleri, Babanzade aşireti ve dikkati çeken aşırı bir Kürt Milliyetçisi olan Saidi Kürdi ( Saidi Nursi). 
Ne istiyorlardı; ‘Kürt nüfusunun daha yoğun olduğu bölgelerde İslam Halifeliğine ve Osmanlı Saltananatına bağlı kalmaları kaydıyla özerk bir yönetim şekli’
Peki bu gün, adına Demokratik Toplum Kongresi denen, sivil toplum kuruluşlarını tek çatı altında toplayan PKK ile doğrudan ilişkili olan ve eşbaşkanları Ahmet Türk ( Kendisi Kanco Aşiretinin Başıdır) ve Aysel Tuğluk’tur ( Kendisi Abdullah Öcalan`ın Avukatıdır) oluşum ne istiyor?
Öcalan’ın tek muhatap olarak kabul edilmemesinin ‘Kürt halkının siyasal iradesine saldırı sayıldığı’ vurgulanarak, Kürt halkı topyekûn direnişe davet ediliyor. (Kaynak:Murat Köylü-Haberokur.com)”
İşte Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seyit Rızası.Devleti tanımayan ve dış güçlere sığınan bir hain. Tunceli’de katledilen Türk Subayları konu bile edilmiyor. Yani demek isteniyor ki:Onlar devleti tanımamakta haklı, Türk subay ve askerlerini öldürmekte haklı. Kendini savunan asker ise katil(!)…”
Saidi Nursi’ye tapanlar Kurtuluş Savaşında Atatürk’ün yanında yer alan ve Anadolu’yu Kuvva-i Milliye’ye katılmaya ikna eden Libyalı Şeyh Sunusi’yi hiç ağızlarına almazlar, neden?.. Gene Kurtuluş Savaşına destek veren Diyap Ağa’yı ağızlarına almazlar ama hain Seyit Rıza ağızlarından düşmez(!).. Neden?.. Büyük dedeleri de Seyit Rıza gibilerin safında yer aldığı için olabilir mi acaba?
Dünü bilmeyen dünün hesabının bugün görüldüğünü de anlayamaz.
Atatürk’ün “fitne yuvası” dediği Patrikhane baştacı ama Kurtuluş Savaşı madalyasına sahip Papa Eftim’in torunu 4 yıldır Silivri zindanında tutsak. ULU Önder’in “Fesat ve ihanet yuvası” dediğiFener Kilisesi’nin Papazı 6. Konstantin, 1925’teki mübadele sırasında Sirkeci’den trene bindirilerek Yunanistan’a gönderildi. O papazın kemikleri AKP izniyle 86 yıl sonra İstanbul’a getirildi ama Mustafa Muğlalı Paşa’nın adı ömrünü verdiği ordusunun kışlasında kalamadı. Yazık!!.
PKK ile mücadele eden askerleri Hasdal-Silivri hattına hapsederek Şeyh Sait ve Seyit Rıza misyonu karşımıza yeniden dikiliyor.
Şeyh Sait ve Seyit Rıza nasıl İngilizler’e sığındı ise, onları savunan, olmayan şereflerini iade etmeye kalkanlar da “Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir” diyerek aynı merkezlere sığınıyor.
Dünün ihanet ittifakı bugün aynı ittifak içinde, görmüyor musunuz?
Cumhuriyeti kuran irade kin ve nefret olmasın, kaynaşma sağlansın diye ihanet eden isimleri sadece arşivlerinde kayıtlı tuttu, yeni nesillere öğretmedi. Artık zamanıdır. Bu arşivler millete açıklansın ki, Ergün Poyrazlar açıklamak zorunda kalıp diyet ödemesin. Hep diyorlar ya; “geçmişimizle barışalım” diye.
Artık biraz da kendileri şu geçmişleri ile barışşınlar da biz de görelim…
Erdoğan 4 Kasım 2002 tarihinde, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’e özel kurye ile gönderdiği mektubu nasıl bitiriyordu:

“Samimiyetle sizin olan
, Recep Tayyip Erdoğan,
Genel Başkan” (1)*
“Sizin olan Recep Tayyip Erdoğan”(!)…
Tıpkı Vahdettin‘in mektubunda yazdığı gibi…
Bu psikolojinin özü nedir biliyor musunuz? Seyit Rıza, Şeyh Sait, Saidi Nursi ve Vahdettin gibileri aklıyarak aslında vicdanlarda kendini aklamaktır. Aynı yolu izleyenler, aynı figürlerden nefret edenler önce aynı yolu izledikleri kişileri meşrulaştırmalı ki, kendileri de o yoldan meşrulaşabilsin.
Kurtuluş Savaşı’nda Yunan, İngiliz, Fransız yanında yer alıp Kuvva-i Milliye’ye karşı savaşan hainler kaybedip yargılandıklarında kinlerini çocuklarına aktardı. Binbir yalan ve nefreti soylarına ekerek sürdürdüler. Onlar benim “merdiven altı üretim” dediğim zehirli, yalan bir tarih üretti. Fısıltı şeklinde ve “aslında” diye başlayan yalanlar serisi... Tabii bu arada hazır zemin bulmuşken yabancı istihbaratlar da boş durmadı.
Emperyalizm kaybettiği savaşın intikamını kendi kuralınca alacaktı. Türkler sadece emperyalizmi yenmekle kalmamış, aynı zamanda mazlum milletlere de örnek olmuştu. Mafya usulu çalışan emperyalizm, baş kaldırandan intikam almalı ki, birdaha başka bir lider çıkıp “Milli Devlet” kurmaya kalkmasın.
Kaddafi ve Saddam’ın o kadar aşağılanarak öldürülmesi bu yüzdendir. Mafya haraç vermeyeni nasıl yol ortasında kurşunlarsa, nasıl karısının koynundan alıp kafasına sıkarsa, mafya devletler de aynı yolu izler. Onlara yardım ve yataklık eden yandaşlar ise şeytani güçlerin “fedaisinden” başka birşey değildir.
“Merdiven Altı Üretimi” zehirli tarih yalanları ile muhafazakar bir kesim zehirlendi. AKP ve Erdoğan’ın beslendiği tarih bilgisi işte bu merdiven altı üretim bilgilerinden ibarettir.
Günümüze geldiğimizde anlıyoruz ki, aslında Lawrence’lar daima içimizde imiş. Ve onlar satın alacak Şerif Hüseyin‘leri daima bulmuşlar.
Kaşif Kozinoğlu’nun ölümü(!) ile başlayan yazımı neden yakın tarihe yolculuk yaptırarak devam ettirdim?
Çünkü dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz. Nokta!

İstiklal Mahkemeleri’ni sürekli kin ve nefret ekmek için kullanan “merdiven altı üretim”in sahipleri, kendileri için öyle nefret tohumları ektiler ki, öyle zulümlere ortak oldular ki, ektikleri nefret yedi sülalelerine yetip de artar bile.
Bu zulüm, bu ölümler onları mezarlarında bile takip edecek!..
Kuddisi Okkır, Kaşif Kozinoğlu… Onlar AB-D adına cellatlığa soyunanların öldürdüğü yeni Kemal Beyler’dir! Yurt dışından gelerek teslim olan Rahmetli Kozinoğlu kaçmayıp teslim oldu ama “kaçma(!)” ihtimaline karşılık esir edildi. Sonra mezara yolcu edildi.
Uçgun Geray böbrek hastası idi, tutuklanıp sorgulandı ve o süreç sonunda vefat etti.
Asuman Özdemir emekli bir bankacıydı. Evinde oturmak yerine vatan derdine düştü. Tutuklandı, PKK’lıların içine atıldı. İleri derece siroz hastası olduktan sonra bırakıldı. Eşi mahkeme yollarında yoruldu. Üzüntüye yorgun kalbi dayanamadı ve Asuman Özdemir bırakıldığında sevinemeden eşini kaybetti. Şimdi Asuman Hanım’ın hastalığı son safhada ve hasta bir oğlu var.
İsmail Yıldız ilk tutuklananlardan bir isim… Şimdi Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları bölümünde tedavi görüyor. 50 kiloya düştüğü söyleniyor. Avukatı yok. Ailesi ziyarete gelemiyor. Eşi başlarda bir defa gelmiş, yeni doğan çocuğunu görsün diye…
Mehmet Demirtaş… Gazcılık yapıyormuş… Sözde bulunduğu söylenen bombaların olduğu evde eskiden kiracı oturmak gibi bir şanssızlığı var.. İzlediğim davasında savunma yaparken; “-Tahliyemi istemiyorum, biliyorum ki kontenjan sınırlı. Bizim dükkan da ahlaksız tekliflere kapalı (gizli tanık ol bırakalım tekliflerini kast ediyor).” Diyordu.

Örtülü eşi ve kızı bir köşede davayı seyrediyordu. Sonra öğrendik ki, iki aileyi omuzlayan ağabey iflas etmiş ve intihar etmiş.
Anlayacağınız sadece Hasdal ve Silivri’dekiler esir değil. Onların bütün aileleri de esir.
Şener Eruygur nasıl olduysa merdivenlerden düştü(!)… O artık bir çocuk gibi bakıma muhtaç…
Bizans medyası tarafından linç edilen kahramanlık madalyası sahibi gazimizin intihara sürüklenişi… Askerlerimizin onur intiharı…
Yani, Derviş Mehmediler’in torunları Kubilay’ın başını kesmeye devam ediyor…
“Yaralı bırakmak olmaz” diyerek köklerine ne kadar sadık olduğunu gösteriyor.
Tolon ve Eruygur Paşa’yı içeri aldıklarında PKK’lı mahkumlarca yuhalandıklarını da unutmayalım.
Dünü bilmeyen bu güne teşhis koyamaz! NOKTA!!.
Peki yabancı istihbarat maşaları ne durumda, bir de onlara bakalım:
Bebek katili, uyuşturucu kaçakcısı, 35 bin insanın ölümünden sorumlu vampir, tecavüzcü Apo ne durumda?
Odası Avrupa’dan gelen kağıtlarla döşendi. Davası bitmiş olmasına rağmen avukatları vasıtası ile örgütünü yönetti. Canı sıkılmasın diye yanına arkadaş yollandı. Doktoru daima hazır ve nazır(!)… Silivri-Hasdal hattında esir olanlar Erdoğan-Arınç-Gül ve “kulları” tarafından linç edilirken bebek katili Erdoğan’ın “Sayın” hitabıyla adam yerine kondu. Silivri-Hasdal esirleri Bizans medyası tarafında sürekli dövülürken, Apo ve PKK barış güvercini yapıldı.
Sahi, İmralı’dan asker neden çekilmek istenmişti? Yerlerine neden polis kondu? Narko terörist tecavüzcü ile görüşen devlet erkanı saklı kalsın diye mi acaba? Öyle ya, böyle bir katilden “Mandela” çıkarmak ne kadar gayret edilirse edilsin kolay değildir tabii(!)…
İnsanları “domuz bağı” ile bağlayıp canlı canlı gömenler serbest bırakıldı ama devletin verdiği görevden başka birşey yapmayan Kozinoğlu ölüme yollandı.

Domuz bağcılara hapiste “internet” keyfi sağlanmış ama Silivri sakini gazeteci ve vekiller elle yazmaya devam ediyor.
Ve Boğazlayan Kaymakamı Kemal Beyler aynı ellerce ölüme yollanmaya devam ediyor…
Dün İngiliz Mandası diyenler Malta Sürgünlerine nasıl payanda oldu ise, bugün ABD mandası diyenler CİA rehberliğinde Kozinoğulları’nı ölüme yolluyor…
Bu tabutlar AKP’yi ilelebet takip edecektir.
AKP 9 yıldır kin ekiyor, ölüm biçiyor.
Hiçbir zulüm ilelebet değildir!
Her Firavun’un saltanatını bitirecek bir Musa vardır. Her Nemrut’un saltanatını bitirecek bir İbrahim, her Ebucehil’in cehaletine son verecek bir Muhammet(s.a.) mutlaka yaratılmıştır. Çünkü Allah zalim değildir.
13 yaşındaki kızı cahiliye devrindeki gibi “yargı kararı ile” diri diri toprağa gömenlerin saltanatı mutlaka yıkılacaktır!..
Şeytan bazen fenerci olduğunu zanneder ama aslında fenercisi tarafından “esir” edildiğini enaniyeti dolayısı ile anlayamaz.
Zulüm ve nefret ekenler gün gelir zehir yemeye mecbur kalır.
2. Van depremindeki olaylar için Erdoğan “biz de yargıyı harekete geçireceğiz” diyor. Demokratik bir ülkede başbakanlar yargıyı harekete geçirmez. Yargı suç unsuru bir durum görürse kendisi harekete geçer.
Başbakanların harekete geçirdiği yargı ise Türkiye’de gördükleriniz gibi olur.