Komşularına yönelik, “sıfır sorun” söylemleri ile yola çıkmış bir siyasi iktidar, şimdi sınırlarını bu komşulara karşı koruyabilmek için “yurtseverlerden” yardım istiyor. Ancak bu yurtseverler yerli yurtseverler değil, dışarıdan gelen, yabancı yurtseverler. Onlara “patriot” deniyor. Türkiye’nin en uzun kara sınıra sahip olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu sınırına yerleştirilecek. Henüz tam yerini bilmiyoruz.
Jüpiter, tanrıların tanrısı ve Olimpos tanrılarının en güçlüsüdür. Romalılar’ın baştanrı Zeus’a verdikleri ad ve mutlak kudretli tanrısıdır. Aynı zamanda, 1960’lı yıllarda, ABD’nin o tarihlerdeki en uzun menzilli ve nükleer başlık taşıyabilen füzelerine verdiği isimdir. 1962 yılı Kasım ayında Türkiye’yi Sovyetler Birliği’nin açık hedefi haline getiren, Türkiye’deki ABD üslerine yerleştirilmiş nükleer başlıklara sahip füzelerin adıdır. Tarihe “Küba-Türkiye Krizi” olarak geçen krizin ana nedenini oluşturan füzelerdir.
Tesadüf müdür bilinmez, ancak tam elli yıl sonra, aynı Kasım ayı günlerinde, bu kez ABD’nin “Jüpiterler’i” yerine, NATO’nun “Patriotlar’ı” Türkiye’nin güvenliğini sınır komşuları karşısında tartışılır hale getirmektedir. Başta Rusya olmak üzere, Suriye ve İran,
NATO tarafından önümüzdeki günlerde Türkiye’ye yerleştirilecek olan bu yabancı yurtseverlerin -patriotların- bölgenin güvenliğini tehdit ettiği uyarsının yapmaktadırlar.
İncirlik’ten kalkan U-2
1960 yılının Mayıs ayı başlarında,Türkiye’de sokakların hareketli olduğu, 27 Mayıs öncesi günlerde, Adana İncirlik ABD üssünden kalkan bir U-2 casus uçağı Sovyetler Birliği üzerinde düşürüldü. Sovyetler Birliği sınırları içinde çektiği bütün askeri fotoğraflar düşen uçaktan ele geçirildi. Ele geçirilen fotoğraflar dünyaya açıklandı. İncirlik’ten kalkan uçak Sovyetler Birliği’ndeki askeri üslerin ve füze üslerinin fotoğraflarının çekmişti. İncirlik’ten kalkan uçaktan Türkiye’nin haberi yoktu.
Küba-Türkiye füzeler krizi
1959 yılının Ekim ayında Türkiye ABD ile, İzmir’de, Çiğli ABD üssü etrafındaki beş tesise 15 adet nükleer başlık taşıyan Jüpiter füzesi yerleştirmek için anlaştı. Füzelerin kullanılabilir hale getirilmesi 1962 Nisan ayında tamamlanmıştı. Komuta ABD’de idi.
Dünyayı 1962 yılında nükleer savaşın eşiğine getiren Küba-Türkiye füzeler krizi bu anlaşma sonrasında başladı. SSCB; kendi sınırlarına bu kadar yakın bir bölgeye yerleştirilen bu füzelerden çok rahatsız olmuştu. Aynı şekilde SSCB de ABD sınırlarına yakın bir bölgeye nükleer başlıklı füzeler yerleştirmekte gecikmedi.
Füzeler Küba’da
Fidel Castro, ABD’nin başarısızlıkla sonuçlanan Domuzlar Körfezi Çıkartması sonrasında Sovyet füzelerinin kendi ülkesine yerleştirilmesine izin vermişti. Bu füzelerin yerleştirilmesi işlemine başlanmıştı. F.Castro’nun anlatımıyla; “Küba’ya yerleştirilmiş olan füzeler, 16 Ekim 1962 tarihinde çok yüksekten uçan bir Amerikan U-2 casus uçağı tarafından tespit edildi.” Uçak, fırlatma rampalarının fotoğrafını çekti. ABD Başkanı Kennedy aynı gün, ayın 16’sında haberdar edildi, kriz o anda başladı. Ancak ateşleme için gereken bazı parçaların henüz Küba’ya ulaşmadığı biliniyordu. 22 Ekim’de Sovyetler Birliği’nden bu parçaları taşıyan gemilerin yola çıktığı istihbaratını alan ABD, Sovyetler Birliği’nden gemileri geri göndermesi talebinde bulundu, ancak bu talep dikkate alınmadı. Füze malzemeleri taşıyan Sovyet gemileri Küba’ya yaklaşırken, Kennedy Küba’nın denizden abluka altına alınmasını emretti. Küba’ya hiçbir gemi yanaşmayacaktı ve ablukayı delmeye çalışan gemiler derhal batırılacaktı
ABD bu kararları alırken, NATO veya Birleşmiş Milletler’den ne izin alıyor, ne de akıl danışıyordu. ABD’nin “müttefikleri”, nükleer bir savaşın eşiğine geldikleri bir anda karar süreçlerinde hiç güçlerinin olmadığını görüyordu.
Füze Krizi’nde karşılıklı güvenceler
Kısa bir süre sonra, 27 Ekim 1962’de Kruşçev, Kennedy’e gönderdiği mektupta, ABD’nin Türkiye’deki füzeleri sökmesi halinde, SSCB’nin de Küba’dakileri sökeceğini, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına saygı göstereceğini, içişlerine karışmayacağını ve işgal etmeyeceğini belirtti. Küba’daki füzelerin sökülmesinin karşılığı olarak ABD’nin de aynı güvenceleri Küba için vermesi gerektiğini ekledi.
Türkiye’nin güvenliği feda ediliyor
Kennedy aynı gün içinde yazdığı mektupla, Küba’daki füzeler söküldüğü taktirde, Küba’ya karşı uygulanan ablukaya son verileceğini ve Küba’yı işgal etmeyeceği güvencesini verdi. Ancak Türkiye’deki füzelerin sökülmesi konusunda kesin bir güvence vermekten kaçındı. Kennedy, mektubunda “dünyadaki gerginliklerin yumuşaması, mektubunuzda belirttiğiniz öteki silahlarla ilgili olarak daha geniş bir düzenlemeye gidebilmemize olanak sağlayabilir” diyordu. Ancak sonradan anlaşıldı ki, ABD Kurşçev’e teminat vermişti. Krizden beş ay sonra Türkiye’deki Jüpiterler “eski oldukları” gerekçesi ile söküldü. Türkiye’nin “güvenliği” açık pazarlıkta feda edilmiş oluyordu.
Füze krizi sona eriyor
ABD’nin ve Sovyetler Birliği’nin karşılıklı talepleri ve vaatleri, ilkesel olarak her iki taraf için de makul görülmüştü. Kruşçev, bunun üzerine gemilerin geri dönmesi emrini verdi ve bunalımın tansiyonu hızlı bir şekilde düşmeye başladı. 28 Ekim 1962’de, ABD’nin Küba’ya uyguladığı abluka kaldırıldı.
Türkiye’de bu kriz sonrasında ABD üslerinin kaldırılmasına karşı başlatılan mücadele, sayısı ve hangi anlaşmalara dayandığı bilinmeyen bu üslerin sınırlanması ve belli bir anlaşmaya bağlanması ile sonuçlandı. 1968 gençliğinin en temel talebi olan “Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokrat Türkiye” mücadelesi, geçmişin bu somut yaşanmışlıklarından kaynaklandı.
Türkiye’nin pazarlanan güvenliği
Şimdi elli yıl sonra Türkiye yeniden sınırlarının güvenliği için NATO’dan sınırlarına füze yerleştirilmesini istiyor. O nedenle NATO’nun yurtseverleri -patriotlar’ı- Türkiye sınırlarına yerleştirilecek. Ancak başta Rusya olmak üzere, hepsi sorunlu hale geldiğimiz sınır komşularımız karşı çıkıyor. 1962 Krizi’nde olduğu gibi, Türkiye’nin güvenliği gene pazarlık konusu olacak mı? Yaşayarak göreceğiz.
Şimdi, “Tam Bağımsız Türkiye’yi” isteyen, şairin “bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlarının” neyi anlattıklarını yeniden hatırlamanın zamanı. Onlar aynı zamanda NATO ve Filipin Tipi Demokrasi’ye de karşı idiler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder