25 Kas 2012

Akıl ve sağduyu


Bu yazımda sadece AKP yönetiminin dış politikada çarşaflama nedenleri ve sonuçlarından söz edeceğim. Ülkeyi yönetenlerde insan sevgisi, akıl ve sağduyu yerine kin, nefret ve bağnaz saplantılar alınca, peşinde koşanları hayal kırıklığına uğratmakla kalmaz, yönettikleri ülke ve insanları da perişan eder. İşin özü, akıl ve sağduyu sahibi olmayanlar iktidarda oldukça, her alanda duyulan hayal kırıklığı ve hüsranın ötesinde, elimizde olanları da bütünüyle yitirme tehlikesi doğar.
Dış politikada yaşanan hayal kırıklıklarının nedenleri
Her türlü hayal kırıklığının temelinde, yanlış hedef saptama vardır. Hayal kırıklığını kader haline getiren diğer önemli husus, kendi gücünün, başarmak istediğin hedef için yeterli olup olmadığını yanlış hesaplamak yatar. Dış politikada ise, yalnız kendi gücün hesaba katılmaz, yanında ve karşında yer alacak güçleri de dikkate almak gerekir. Ayrıca yanında ve karşında yer alacakların nereye kadar dost, nereye kadar düşman olacağını doğru hesaplamanız gerekir. Suriye konusunda bizimkilerin yaşadığı, hayal kırıklığı, eldeki arşınla Şam ve Halep’in uzaklığını yanlış ölçmelerinden kaynaklanmıştır. Birazcık vizyon sahibi, birazcık da akıl ve sağduyusu olanlar, dış politikada inisiyatif almadan önce, bölgede gerçek güç ve etki sahibi olan ülkelerin kırmızı çizgilerini dikkate alır. Biz görebildiklerimizi paylaşalım:
ABD’nin Ortadoğu’da kırmızı çizgisi
ABD’nin Ortadoğu’da birbiri ile bağlantılı iki önemli “Kırmızı Çizgisi” bulunmaktadır. Bunların ötesi teferruattır. Birincisi, başta kendi ekonomisi olmak üzere, bütün Batı ekonomilerinin bağımlı olduğu Ortadoğu petrollerine serbest erişimin korunmasıdır. İkinci önemli konu, İsrail’in bir devlet olarak varlığını sürdürmesine olan bağlantısıdır. ABD’nin İsrail ile olan vazgeçilmez angajmanı, gerektiğinde bölgede güç kullanmak için kendisine güvenebileceği üs olanağı da vermektedir. Bu nedenle Ortadoğu petrolleri ile bağlantılı olduğu da söylenebilir. Bunların tehlikeye düşmesi halinde güç kullanmaktan kaçınmayacağı bilinmektedir. Bunların dışında ABD bölgede varlık ve etkinliğini genişletmek ve Batı sistemine en önemli tehdit saydığı kökten dinci akımların genişlemesini sınırlamak önde gelen dış politika hedefleridir. Bu noktada maliyet hesapları ile ABD’yi güç kullanmakta sınır koyan faktörler devreye girer. RTE gazetelere yansıdığı gibi Netanyahu’nun haddini gerçekten bildirmek istiyor ve İsrail’i gerçekten terörist ülke sayıyorsa, gücünün İsrail’e yetip yetmeyeceği bir yana, taşeronluğuna soyunduğu ABD engelini aşması gerekir. Yetkili ağızdan diplomatik bir dille ABD RTE’ye sarf ettiği sözlerin, “dış politika retoriği olarak kullanmaması gerektiğini” hatırlatmıştır. Gerçekte bu ciddi bir uyarıdır.
Aşüftenin feracesi aceleyle oldu Vehbi’nin kerrakesi
Arap Baharı’nın, ne menet bir şey olduğunu Vehbi’nin kerrakesi gibi, üzerindeki cafcaflı “demokrasi” örtüsü sıyrılınca cümle âlem görmüştür. Bu nedenle ABD’nin Suriye konusunda daha temkinli bir politika izlediği söylenebilir. Her şeyden önce Esad’ın gitmesini, yerine Batı yanlısı kukla bir rejimin kurulmasını istese de, bunun kolay olmayacağını görmüştür. Diğer yandan bölgede yaşananlar, Suriye’de muhaliflere yapılan desteğin önemli ölçüde dinci grupları güçlendirmekte olduğu gerçeğidir. Ayrıca, Suriye halkının büyük çoğunluğu mevcut yönetimi muhaliflerden çok daha ehveni şer gördüğü için desteklemektedir. Bu nedenle de ABD’nin Rusya’nın ödün vermeyen tutumunu da dikkate alarak, izlenen politikasında ince ayar yapmaya çalıştığı anlaşılmaktadır.
Rusya Federasyonu’nun Ortadoğu’da kırmızı çizgisi
Rusya Federasyonu’nun Suriye’de siyasi ve askeri yönden önemli yatırımları, yaşamsal çıkarları bulunmaktadır. Lazkiye Limanı Rusya’nın Akdeniz Filosu’nun daimi üssü haline gelmiştir. Bugün Rusya, Akdeniz’deki varlık ve etkinliğini, SSCB döneminden daha ileri götürme çabasındadır. Çin’in de Suriye krizinde Rusya’nın yanında yer alması, Putin’in elini güçlendirmiştir. Bu pozisyonunu bir bedel ödetmeden kaybetmek istemeyeceği açıktır. Sonu belirsiz bir çatışmanın galibi, ABD’nin liderliğindeki ülkeler olsa bile, bunun maliyetini göze almaları çılgınlık olur. Kaldı ki Batı’da mevcut ülkelerin büyük bölümünün Suriye için girişilecek bir maceraya hevesli olmadıkları ortadadır. Bu nedenlerle Suriye’de kendi ellerini ateşe sokmadan maşa olarak kullandıkları Türkiye ortada yalnız bırakılmıştır. Türkiye’nin, Patriotların Suriye sınırına konuşlandırması talebinin NATO tarafından karşılanması pek kolay görülmüyor. Emir komutası yabancı ellerde olacak silah sisteminin Türkiye’nin Suriye konusundaki yalnızlığını gidereceğine inanılması ne kadar acı! Olmayan bir tehdide karşı böylesi bir konuşlandırmanın, ülkemizin elini güçlendirmekten ziyade zayıflatacağı bilinmelidir.
Gazze’de ateşkes ilanına Türkiye’nin katkısı(!)
Türkiye uyguladığı akıl ve sağduyu noksanı dış politikalar nedeniyle, Ortadoğu’da arabulucu değil yaşanan sorunların bir parçası haline gelmiştir. Siz, ABD ve Mısır dışişleri bakanlarınca ortaklaşa açıklanan ateşkes ilanında Türkiye’nin katkısı olduğunun söylenmesine bakmayın. Bana kalırsa eğer bir katkı olmuş ise bu bizimkilerin bölgeyi terk etmeleri şeklinde olmuştur. Sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Mısır ve Gazze’yi terk etmeden, İsrail’in ateşkese yanaşmaması yeterince açıktır. Bakalım bizim ikili bu defa muhtaç oldukları teselliyi Pakistan’da yapılan D-8 toplantısında bulabilecekler mi? Mısır Cumhurbaşkanı’nın toplantıya katılmamasının ne anlama geldiğini varın siz yorumlayın.
Türkiye’nin Suriye’ye karşı düşmanca politikasını destekleyen ülke var mı?
Bölgemizde Türkiye’nin Suriye konusunda tam olarak anlayış birliği içinde olduğu, tek bağlantılı ülke Suudi Arabistan’dır. Elbette Şii hilalini kırmak için yeminli Vahabilerin yanında Müslüman Kardeşler, Talibanlar da yer almaktadır. Suudiler ile askeri ilişkilerimizin Genelkurmay Başkanı’nın Riyad’ı ziyareti ile yeni bir boyut kazandırılmağa çalışıldığı söylenebilir. Çağdışı sosyal ve kültürel yapısını, halkının çoğunluğu Müslüman olan ülkelere ihraç etmek, Suudilerin önde gelen stratejik hedefidir. İç ve dış politikada her türlü referansın önünde şeriat hükümlerini esas alan AKP lider kadrosunun, Suudilerle sıkı fıkı olan ilişkilerini daha da geliştirmek istemesi doğaldır. Buna karşılık Suudilerden “Ciheti Askeriyenin” ne beklediğini anlayabilmiş değilim.
Son Güncelleme: Cumartesi, 24 Kasım 2012 21:35

Hiç yorum yok: