28 May 2013

Süslüman taşlamak ve Ruşen Çakır

Gazeteci-Yazar Ruşen Çakır’ın kaleme aldığı “Süslüman taşlamak” makalesinde; “anti-kapitalist duyarlılık sahibi Müslümanların” tutumunun tek yönlü olduğu, esasen; sadece Müslümanların kapitalist moderniteye angaje oluşundan rahatsızlık duyduğumuzu ifade etmiş.
Esasen okumanızda yarar gördüğüm bir yazı. Düzeysizleşen entelektüel havzada, farklı yerlerde de dursak, düzeyli bir karşıtlık üretmesiyle tanırım Ruşen Çakır’ı.
Lakin bu hususta söyleyeceğim çok fazla şey var, onlara gireyim;

Ruşen Çakır’ın modernite “algısı” ile, Modernite’nın nesnel olgusu aynı değil. En azından, “algılayış biçimine baktığımızda, TÜSİAD başkanı ile aynı yerden bakan, ya da Bill Gates’ten zerrece farkı olmayan” bir algı görüyoruz. En temelde modernizm; “batı tipi üretim biçiminin (kapitalizmin) ürettiği bir yaşamsal us olarak karşımıza çıkar.
1960’ların İslamcılığı, temel referanslar açısından “Batı modernizmine karşıt konumlanmıştı.” İran İnkılabı’nın ana referansı bu idi. İran İnkılabının Türkiye’de yarattığı İslamcı yükseliş, aynı referans üzerinden hareket etmekteydi. Fakat bu zamanla, “iktidar üretemeyişi nedeni ile” modernleşme olgusuna karşıtlaşmayı doğurdu. Bu noktada ince bir ayrım yapmak istiyorum. Benim “batı tipi modernizm dediğim olgu, ya da kapitalist modernite; paranın kimde olduğunu sorgulamayan ve bu anlamda ilerici bir hareket üretmeyen bir tür modernleşme tipidir.” Modernizm karşıtlığı; “üretim ilişkilerine karşıtlığı örgütlemeyip, sığ bir yaşam biçimi eleştirisine dönüşmüşse” sorun vardır. Aynı şekilde “üretim ilişkilerini eleştirip” o ilişkilerin ürettiği yaşamsal normları benimsemek gibi bir problemdir.
Halbuki İslam’ın modernizm eleştirilerinin kökeninde (ki bu işin teorik üstadı Ali Şeriati’dir) şu yatardı. Bir toplumun modernleşme süreci; “paranın kimde olduğuna bakarak anlaşılır. Para bir sınıfın elindeyse ve toplum tabanına yayılmamışsa, toplumsal karakter gericidir, mürtecidir.”
Lakin, referansı ne olursa olsun;” bir süreç, hareket ve direngenlik, parayı bir sınıfın elinden alıp, toplumsal tabana yayıyorsa bu ilericidir, moderndir.”
Bu yönüyle Ali Şeriati’nin “bağımsız modernleşme tezi” ekonomi politiktir.

Türkiye İslamcılığı da, entelektüel havzayı terk edeli çok oldu. Batı ve modernizm karşıtlığı; temelde “konjonktürel siyasal pratik üzerinden yapıldı.” Siyasal pratiğin “başörtüsü” noktasında ortaya koyduğu uygulamalar, tepki ya da eleştirinin merkezine “simgeleri aldı.”
Simgelerin merkezileşmesi, “hali hazırda sığ olan bir akledişin” gerçekleştiğini gösterirken, sistem el değiştirip, Batı; başörtüsünün altına girince; muhafazakar akıl tümden postmodernist olur verdi.
Yalnız şu soru hiç sorulmadı; “Para kimde?”
Dolayısı ile, “İslamcı muhafazakar akıl modernleşmedi.” Gericileşti.

Benim kilit sorum budur. Bugün “Para kimde?” Bugünün egemenlerine itiraz edenler, “Parayı kimden alıp, kime verecek?”
Muhafazakar akıl, “parayı, güç ve statüyü ele geçirince” bu soruyu gündemden çıkarttı. Gücün, statü ve servetin doğal sonucu olarak yozlaştılar.
Bu yozlaşma ile birlikte, İslamcılığın temel ihtilaf referansları karartıldı. Kavga; “Kemalist bir sermaye sınıfına karşı, badem bıyıklı bir sermaye sınıfı üretmek” olarak biçimlendirildi.

Halbuki ne reel politik, ne de gerçeklik böyle değildi. Çünkü sermayenin hiçbir ideolojisi, itikadı olamazdı. Küreselleşen Dünya’da sermaye, uluslar arası baronların bölgesel valileri olmanın dışında hiçbir müspet tutum geliştiremezlerdi. Nitekim öyle oldu. Abdest aldırılmış bir kapitalizm türedi, muhafazakar akıl, bütün mülahazakar niteliklerini yitirdi. Bugüne kadar eleştirilen bütün modernist paradigma, kökten benimsendi; “değişen sadece X markanın üstündeki işlemeler oldu.”

Benim tepkim ise şudur. Yaşamı boyunca; güç, imkan, refah ve otoriteyi kendisinde toplama imkanına sahip olduğu halde, 2-3 kap kacak ve 1 kitap dışında hiçbir miras bırakmamış olan Peygamber’den daha mı fazla layıksınız bu refah ve nimetlere?
Neden Peygamber’in davasına ihanet ettiniz? Sizin göreviniz; servetin bir sınıfta toplanmasına karşı koymak ve onu toplumsal tabana yaymak ve mazlumların tepesine çöreklenen emperyalist akbabalara karşı durmak iken, tam anlamıyla vitesi geriye kırıp, yapılması gerekenlerin tam tersini yaptınız. Neden?

Madem bunları yaptınız, niye ısrarla Allah’ı ve kitab’ı buna alet ediyorsunuz. Çıkın, biz “bu Peygamberi benimsemiyoruz deyin ne halt ederseniz edin.” İslam’ı kirletmeyin, biz de düşmanımızı müspet bilelim!
İşte bizim süslüman tepkimizin temelinde yatan şey budur. Süslüman, “ideolojisizdir.” Mal, mülk düşkünüdür. Batı’cıdır. Amerikancıdır. Şehvet, Şöhretperesttir.

Ne yani? Ben bunu eleştirmeyeceğim de neyi eleştireceğim? Mevzu bahis konusu olan, benim önderim olan Peygamber’dir. Benim önderimi ağzına sakız yapıp, ihale ve rant tezgahlarına besmele ile yanaşan kenz’cilere kılıç çekmeyeceğim de kime çekeceğim?

En çok eleştirilmesi gerekenler bunlardır Sn.Ruşen Çakır! Çünkü bunlar, Peygamber’in büyük davasına ihanet edenlerdir. Dünyalık için, ahretlerini satanlardır. Nimetlere boğulup, geçmişlerini unutan zavallılardır!

Eleştireceğiz Sn.Ruşen Çakır, size tavsiyem; siz de açın bakın, Peygamber’i okuyun. Ve bakın bakalım, ihya’mı var? Yoksa ihanet mi?

Hiç yorum yok: